Tanım
Nasıl Olsa Görgü Tanığı Kalmadı Deyip Meydanın Boş Kaldığını Zannedenler Yanılıyorlar.
Bağlantılarım
*
*
*
*
 Free Hit Counters
Kategoriler
Soykırım Gerçeği
|
''Türkiye, suçunu itiraf et!'' / “Turkey A
Türkiye’de yeni senaryoların icrasını görmeye başladık bile. Dışarıdan Ermeni meselesi ‘bilgi saklayarak’ gündeme getirildi. İçerden birkaç gün içerisinde sekiz cami kundaklanarak alevi hareketlenme hızlandırılmak istendi. Milliyetçileri Ermeni konusunda heyecana getirmek bir projedir. Ayrıca dini duyarlılığı olanları da alevi-sunni gerginliği ile tahrik etmek ve gergin ortamda malı götürmek de ikinci projedir. Kritik bilgi projelerin sahibi kimler olduğudur. Her iki toplumsal talebin şimdi gündeme gelmesinin ‘Operasyonel’ olduğunu düşünmek için çok sebep var. Konunun bu yönünü aktif siyasetçilere bırakıp özür dileme tartışmalarına farklı açıdan katkıda bulunmak istiyorum. Özür dileme eylemlerinin bağışlama eylemi gibi psikolojik travmaları çözücü özelliği vardır. Burda en önemli şart özür dileme veya bağışlanmanın gerekçeleri ile yapılmasıdır. Çoğunluğun kabul edeceği haklı ve mantıklı nedenlerin bulunması gerekir. Aksi takdirde yarayı açıp kapatamadan büyütmüş oluruz. Ermeni meselesinin gündeme getirilmesinde travmayı çözmek için zamanlama doğru mu? Duygular sağlıklı bir şekilde ifade edilip mantıksal çözümler üretilebilecek mi? Her iki taraf da kazan kazan yöntemi ile süreci tekrar yaşayıp zihinlerinde bitirebilecekler mi? Bu sorulara cevap vermeden tartışmaları başlatmak doğrumuydu? Tarihsel psikoloji (Psikohistori) yeni bir bilim dalı ancak çağımızde günlük politikada önemli bir yol gösterici rol üstlenebiliyor. “Turkey Admit Your quilty” yani “Türkiye Suçunu İtiraf Et” sloganı, eurovizyon şarkı yarışmasına katılan ermeni grubunun tişörtlerindeki yazı. “Ermeni kardeşlerimizden özür diliyorum” liberal aydınlarımızın başlattığı bir girişim. Siyasilerimizin “Soykırım yapmadık ki özür dileyelim, bu aydınlardan utanıyorum, zaten cumhurbaşkanının anneannesi de ermeniydi” gibi çıkışları oldu. Birinci Dünya Savaşı ile Osmanlı mahallesinde kavga çıktı. 600 yıldır dostça ve mutlu bir şekilde yaşayan insanlar arasına İngiliz ve Fransız istihbaratçıları ile Amerikan kolejleri girdi. Bu odaklar mahalledeki komşuları birbirine karşı kışkırttı. Kiminin ırkçılığını, kiminin taassubunu, kiminin saflığını kullanarak fitnekarane siyaset uyguladı. O tarihlerde Osmanlıyı yönetenler de basiretli değillerdi. Osmanlının şefkatli ve adil devlet yönetimi anlayışı değişmişti. Jöntürklerin ve Ermeni komitelerinin İngiliz ve Fransız oyununa gelmesi ile kutuplaşma başlandı. Var olan bilgilere göre Ermeni Taşnak Komiteleri Erzurum, Van ve Bitlis hattında müthiş katliamlara başladılar. Topal Osman gibi o dönemin Ergenekoncuları karşı katliamlar yaptılar. İttihat Terakki hükümeti tehciri bir siyası karar olarak aldı. Tıpkı şimdi Güneydoğuda köylerin boşaltılması, Sovyet Rusya da Stalin’in Kırım Türklerine uyguladığı gibi. Yanlış olan tehcir mi yoksa tehcir esnasında işlenen insanlık suçları mı? Yanlış olan İngiliz ve Fransızların uluslararası fitne siyasetimi bu siyasete karşı oyuna gelmek mi? Yanlış olan 600 yıl soykırım yapmayan bir milletin çocuklarının birbirini katletmesi mi onları birbirine düşürmek mi? Yanlış olan özür dileme kampanyası açmak mı yoksa özür dilemeyi Osmanlı çocukları ile sınırlı tutmak mı? Yanlış yapan o tarihlerde Ermeni Taşnak komitelerinin yaptığımı Taşnakları kışkırtan İngilizler mi? Yanlış olan o tarihlerde sosyal travmayı konuşmayıp örtbas etmek mi o yarayı kaşımak mı? Yanlış olan o tarihlerde yaşanan olayları bütün yönleri ile masaya yatırıp değerlendirmek mi, Ermeni diasporasının siyasi sonuç çıkarma çabası mı? Yanlış olan Türk dışişlerinde monşer diplomatların köpek gezdirerek görev yapması mı, ermeni diasporasının çok çalışması mı? Yanlış olan Ermenilerin birikmiş öfkesini siyasi amaçla kullananlar mı? Bu oyuna gelenler mi? 1915 lerden itibaren 1922 ye kadar Anadolu’da travmatik olaylar yaşandı. İnkar etmeyelim kabul edelim ve konuyu tarihçilerin tartışma alanında tutalım. Siyasetçilerin müdahalesi oyuna gelmektir. Sayın Başbakanın dilini tutup bu konu tarihçilerin tartışması gereken bir konudur demesi gerekirdi. Siyasi liderlikte prim yapıyor diye suçlayıcı yargılayıcı ‘sen dili’ yerine onarıcı ve yol gösterici ‘ben dili’ kullanılmalıdır. “Sen şöyle yapmalısın” yerine “Bence böyle yapılmalı” biçiminde konuşan siyasetçiler uzun vadede kazanan olurlar. Barışa destek sağlarlar. Sosyal travmaların sağlıklı bir şekilde çözülmesi böyle sağlanır. Etnik kökenli ırkçılığa prim vermemiş bir toplumuz. Bize soykırım insanlık suçunun isnat edilmesi çok onur kırıcıdır. Toplum olarak etnik temizliği onaylamadığımızı hissettirmenin de tam zamanıdır. /Prof. Dr. Nevzat Tarhan - Haber 7 |
Tarih: 15:49, 20/12/2008 Kategori: guncel |
Yorum (3) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Zulmü Yalanlayan Ermeni İmzaları

İrade-i Milliye Gazetesi Safer 1338 ve Teşrinievvel 1335 / 9 Numaralı nüshası
Ermenilere zulm edildiğini, Ermeniler yalanlıyor! Ermeni meselesi yine karşımıza çıktı. Neredeyse bir yüzyılı geride bırakacağız, ama tehcir ve soykırım meseleleri her zaman gündemde. Konu ülke sınırlarını çoktan aşmış, hatta ülke sınırları dışında başlamıştı zaten. Elimde sizlerle paylaşmak istediğim müthiş bir belge var bugün. Belge müthiş, çünkü; bugün bazı aydınlarımızın “Ermeniler’den özür diliyoruz” başlığıyla imza ettikleri ve “evet maalesef soykırım yaptık, üzgünüz” anlamına gelen bu bildiriye biz cevap vermeyelim, gelin tarih ve belgeler versin… Hem de 1919 yılında Ermeniler’in yayınladığı bildiriyle verelim cevabını. Siyasi işlere meyilli bazı Ermeniler, Anadolu’daki kurtuluş mücadelesini gölgelemek ve dağılan Osmanlı’dan toprak kopartmak için, “Bize soykırım uyguluyorlar, Anadolu’da can ve mal emniyetimiz kalmadı” diye dünyayı ayağa kaldırınca Anadolu’daki Ermeniler bir araya gelmiş ve bir bildiri yayınlamışlar. Bildirinin Osmanlıcasını belgeler bölümünde yayınlıyorum. Tercümesini de koyacağım. Ama önce bir ayrıntıyı es geçmeyelim. Ermeni meselesi masum bir mesele olmaktan çıkmış, Türkiye’yi insani ve mali olarak yok etme derecesine getirilmiştir. “işi tarihçilere bırakalım” önerisi gayet mantıklıydı ama nedense uygulanmadı. Konu tarihçilerden çok siyasetçilerin elinde oyuncak oldu. Ülkemizi idare edenlerde bu meseleyi bunca zaman ciddiye almadı, alsaydı belgeleriyle gerçeği ortaya koyar bu konuda; ciddi yayınlar, makaleler çıkar, çıkartılırdı. Bu konuda devletin yaptığı tek şey, herhalde Adana ve Erzurum’da, “Ermeni mezaliminden dolayı yetim kalan ailelerin” haklarını korumak için kurulan derneğe destek vermektir. Bu başka bir konu… *** Gelelim aydınlarımıza… Aydın olma sorumluluğu; içinde yaşadığın toplumu; suçlamak, aşağılamak, yok saymak değildir. Şüphesiz; içinde yaşadığın ve ait olduğun toplumun hatalarını örtmekte değildir. Evet, aydın olma sorumluluğu; gerçeği ortaya çıkartmak ve o gerçeğe tabi olmaktır. Peki adına “aydın” denilen zevatın, Ermeni meselesinde baştan kabulle; “özür dileyerek” yapmaya çalıştığı şey nedir? Avrupa milletlerinden ödül kapmak mı? Yoksa bir hakkı teslim etmek mi? *** Elimizdeki belge çok ilginçtir… Hatta bu ülke aydınlarının yüzüne vurulacak kadar ilginç… Olayı şöyle özetleyelim: Ermeni Patrik kaymakam Zavon Efendi 1919’da dünyayı ayağa kaldırır; “Anadolu’da Ermenilere soykırım uygulanıyor. Ermenilerin can ve mal kaybı tehlike altındadır” diye. Anadolu’da Kuvay-i Milliye’nin örgütlenip, dünyaya ses verdiği günlerde yaşanıyor bunlar. Şüphesiz Heyeti Temsiliye Başkanı sıfatıyla Mustafa Kemal müthiş bir yazı kaleme alıyor Zavon Efendi’ye ve çok ağır bir mektup yazıp İrade-i Milliye’de manşetten yayınlatıyor. O yazıyı da sizlerle ilerleyen günlerde paylaşacağım. Ama bence o yazı kadar önemli bir belge daha var ki o da bu yazıya malzeme olan; Ermeniler’e, “Size zulm ettik; özür diliyoruz” diyen sözde aydınlara, yine Ermenilerin, “Bize zulm edildiği yalandır” diye tekzip ettiği bildiridir. Bildirinin sahibi Ermeni ve Rum teb’asıdır. Altında da imzaları vardır. “biz gayr-ı Müslimler namına tezvir ve ifsat vadisinde efsaneler icat ve işaa edenleri kemal-i nefretle protesto eder ve hakikate zerre kadar temas etmeyen tasniat-ı mezkure inkar umumiye-i cihana karşı tekzibini hassaten niyaz ve istirham eyleriz.” Diye bitmektedir. İrade-i Milliye Gazetesi Safer 1338 ve Teşrinievvel 1335 / 9 Numaralı gazete nüshasındadır. Türkçesi aynen şöyledir: Amasya’dan Anadolu’da ahvalin güya vahim ve Hıristiyanlar’ın tehlikede olduğu ve ahali-i hrıstiyanı’nın kuvay-i milliyeye iltihat eylemeleri aksi halde birkaç gün zarfında terki diyara mecbur edilecekleri şayiatının bazı bedhah matbuatça neşir ve ilan edildiğini kemal-i teessüf ve hayretle istihbar eyledik. Bu gibi garazkarane, esassız, mahsul-ı hayal olan şayiatın hiçbir fert ve hiçbir kimse tarafından hatta ufacık şikayeti bile bahis olacak hiçbir haksızlık vukua getirilmediği ve herkesin tam bir emniyet ve hakiki masuniyet içinde samimiyet ve safvetle yaşadığı böyle bir zamanda sırf eser-i garaz olarak tasni edilmesi Rum ve Ermeni bilumum Hrıstiyan ahaliyi cidden müteessir etmiştir. Öteden beri ahali-i islamiye ile hayat-ı içtimaiye ve iktisadiyede hem ahenk olarak vifak-ı tam içinde birlikte yürümüş ve elyevm yürümekte bulunmuş olan biz gayr-ı Müslimler namına tezvir ve ifsat vadisinde efsaneler icat ve işaa edenleri kemal-i nefretle protesto eder ve hakikate zerre kadar temas etmeyen tasniat-ı mezkure inkar umumiye-i cihana karşı tekzibini hassaten niyaz ve istirham eyleriz. İmza edenler: Çişyan Vahan, Hakemyan Niksarliyan, Lazar kebapçıyan, Haralambus, Çobanoğlu Pordan, Arzumanoğlu Sora, Değirmenciyan Kayıkyan, Cekiyan Samur Kaşiyan, Tüccardan Yozgatlıpğlu Esian, lazar Bedis, Kebapçıoğlu Kiryako Genç okuyucularım için ez cümle ediyorum: “Biz Anadolu’da yaşayan Rum ve Ermeni teba olarak yıllarca Müslümanlarla güven ve emniyet içinde yaşadık, yine yaşıyoruz. Bizlere karşı baskı yapıldığı, can ve malımızın emniyette olmadığı ve kuvayi milliyeye destek vermesek tehcir edileceğimiz şeklinde yapılan ilan yalandır ve fesat yuvalarının işidir.” Anlamına geliyor… Altındaki işmza koyanları dikkatle okuyun: Ermeni ve Rum vatandaşlarımızdır. *** Tarih ve belge diyor ki; Anadolu’da gayrı Müslimler hep güven ve emniyet içinde bir yaşam sürmüştür. Peki bu özür dileyenler neyi amaçlıyor? Ve kime hizmet ediyor? Takdiri size bırakıyorum… Fatih Bayhan / Haber 7 bayhanfatih@mynet.com |
Tarih: 11:34, 18/12/2008 Kategori: guncel |
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Atatürk'e 'fotomontajlı' İftira

Atatürk'ün 1924 yılında çekindiği bir fotoğrafı fotomontajla değiştiren Ermeniler, değiştirdikleri resimleri tüm dünyaya böyle servis etti. Türkiye'nin Ermenistan'dan özür dilemesi gerektiği tartışmaları sürerken, Atatürk'ün 1924 yılında çekildiği bir fotoğrafı fotomontajla değiştiren Ermeniler, Atatürk'ün önündeki köpek yavrularını resimden çıkarıp bebek cesetleri koyarak bütün dünyaya servis ettiler. Hukukun Egemenliği Derneği Genel Başkanı Avukat Erdem Akyüz, Ermenilerin fotomontajlı iftirasını resmin aslını arşivlerden çıkararak ortaya çıkardı. Sözde Ermeni soykırımını her fırsatta dile getirerek Türkiye'yi diplomatik alanda köşeye sıkıştırmaya çalışan Ermeni diasporası, son olarak Türkiye'den 'soykırım özrü' istedi. Türkiye'de bazı kesimler, hatta milletvekilleri de bu fikre destek verirken, özür tartışması alevlendi. Tüm bu tartışmalar sürerken, Ermeni diasporası bu kez Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ü iftiralarına alet etti. 1924 yılında çekilen fotoğrafta Atatürk'ün önündeki köpek yavrularını fotomontajla çıkaran diaspora, bunların yerine sözde öldürülen Ermeni bebeklerinin resimlerini ekledi. Bazı Ermeni bilim adamları, bu resimleri düzenledikleri 'sözde soykırım' konferanslarında 'delil' olarak tüm dünyaya gösterdi. Bunun üzerine resimle ilgili araştırma yapan Hukukun Egemenliği Derneği Genel Başkanı Avukat Erdem Akyüz, Ermenilerin fotomontajlı iftirasını resmin aslını arşivlerden çıkararak ortaya çıkardı. Ermenilerin ve yandaşlarının tarihi gerçekleri çarpıttıklarını, fotoğraf, resim ve belgeler üzerinde fotomontajla sahtekarlık yaptıklarını belgeleyen Akyüz, Atatürk'ün söz konusu fotoğrafı ve bir Rus ressamın tablosunda da aynı sahtekarlığın yapılarak, dünya kamuoyunun aldatıldığını ortaya çıkardı. Ermenilerin fotomontaj yaptığı resmi ve orijinal resmi İHA'yla paylaşan avukat Akyüz, Atatürk'ün 1924 yılında çekilen bir fotoğrafında fotomontaj hilesi yapıldığını söyledi. Akyüz, "Resimde, hayvanları çok seven Atatürk, önünde oynaşan dört veya beş köpek yavrusunu seyrediyor. Resmin üst tarafında eşi Latife Hanım'a bir sunu ve imzası yer alıyor. Atatürk'ün Latife Hanım'la evliliği 29 Ocak 1923 ile 5 Ağustos 1925 yılları arasında olduğuna göre, resim bu yıllar arasında çekilmiş, daha sonra Çankaya Köşkü'nde sergilenmiştir. Atatürk, her zamanki gibi temiz ve şık kıyafeti ile büyük bir ağırbaşlılık ve asalet içinde oturuyor. Atatürk'ü, önünde oynayan köpek yavruları ile gösteren fotoğraftaki köpek yavruları silinerek, bunların yerine fotomontajla bir çocuk cesedi yerleştirilmiştir. Buna rağmen köpeklerin sırt ve bir kısım görüntüleri yok edilememiştir. Resmin çekildiği tarihten çok önce olduğu iddia edilen asılsız soykırıma temel yapılmak istenmiştir. Asıl resimdeki mekanda yer alan pencere, aralık vaziyetteki kapı ve hepsinden önemlisi eşi Latife Hanım'a sunu ve imzası aynen durmaktadır. Bütün bunlar, resimde utanmazlık ve ahlaksızlık ölçüsünde büyük bir sahtekarlık yapıldığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu resim 2005 yılında düzenlenerek, aynı yıl Amerika'da bir üniversitede Ermenilerin yaptığı konferansta sözde aydınlar ve Ermeni öğretim üyeleri tarafından kullanılmıştır" dedi. Akyüz, Ermeni diasporasının fotomontajlı yalanının yanı sıra benzeri sahtekarlığın bir Rus ressamın eserinde de yapıldığını ifade ederek, "Kafataslarından oluşan bir kuleyi gösteren resmin konusu 'Abofeoz Voinu' yani 'Savaşın Kutsallaştırılması'dır. Resmin yapım yılı 1872'dir. Resmi yapan Rus ressamın adı ise Vasily Vereshcaign'dir. Resim Tretyakov Müzesi'nde sergileniyor. Ermeniler bu resmin 1915 yılında yapıldığı iddia edilen soykırımı temsil ettiği ve onun için yapıldığı yalanını bütün dünyaya yayarak, ahlaksızca hareket etmektedirler. Resmin üzerine bazen birkaç karga daha eklenmiş veya çıkarılmış görüntüleri ve değişik yönlerden çekilmiş, ters basılmış versiyonları, Ermeni ve yandaşlarının bütün basın yayın organlarında kullanılmaktadır. Oysa resim 1915'ten çok önce yapılmış olup, iddia edilen bu olayla hiçbir ilgisi yoktur. Buna itiraz etmeyen ve özür dileyenler de, aynı sahtekarlığa hizmet etmektedirler. Bu resim ve açıklamalar değerli bilim adamı Prof. Dr. Türkkaya Ataöv'ün 'Ermeni Belge Düzmeceliği' isimli eserinde bazı internet sitelerinde de yer alıyor" diye konuştu. Bütün bunlara rağmen 'özür dileme' kampanyası açan sözde aydın-yazar-çizer ve politikacıların yaptıklarının bir talihsizlik olmadığını vurgulayan Akyüz, "Bu kişiler, kendi karakter ve yapılarını ortaya çıkarmışlardır. Adeta bir turnusol görevi görerek, kendileri gibi düşünen ama toplum içinde gizlenen kimliklerinin ortaya dökülmesine neden olmuşlardır. Onları destekleyen bu kişiler arasında özür dileme kampanyasında sıranın kendilerine gelmesini bekleyen çok sayıda etnik azınlık meraklısı bulunmaktadır. Türkiye didiklenecek bir kurban değildir. Hak ettikleri dersi ve cevabı alacaklardır" şeklinde konuştu. Akyüz, ABD'li tarihçi Guenter Lewy'in İngiliz, Alman ve Amerikan arşivlerinde yaptığı araştırmalarda Ermenilerin 1915 olaylarına ilişkin soykırım iddialarının doğru olmadığını, bu iddiaları doğrular tek bir belgenin bulunmadığını söylediğini hatırlattı. Yine Hollandalı tarihçi Eric Zurcher'in de Ermeni soykırımı iddialarının gerçek bir temele ve geçerli bir delile dayanmadığını ifade ettiğini aktaran Akyüz, soykırıma ilişkin olarak Ermeni Aram Andonyan tarafından dünyaya yayılan belgelerin sahte olduğunun da kanıtlandığını kaydetti. Ayküz, İngiliz tarihçi Andrew Mango'nun da tüm bu görüşleri paylaşarak, Ermeni soykırımının büyük bir yalan olduğunu söylediğini, ünlü tarihçi Prof. Dr. Norman Stone'nin de ortada Ermeni soykırımı değil soykırım olduğunu ileri örgütlerin bulunduğunu açıkladığını anımsattı. (İHA) |
Tarih: 17:22, 17/12/2008 Kategori: guncel |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Kuzey Irak - Ermenistan hattı. Biz kiminle savaşıyoruz.
Başbakan Erdoğan, PKK’nın elindeki Amerikan silahlarının peşini bırakmamakta kararlı. Haklıdır. Eğer siz kendi envanterinizdeki silahların kimlerin eline geçtiğini bilemeyecek bir dağınıklık içindeyseniz, en hafif deyimle ‘devlet değilsiniz’ demektir. Sınır ötesi harekatları sürdüren bir süpergücün ‘silahların akıbetinden haberim yok’ demesi ne kadar inandırıcı.
Ama durun. Bitmiyor. Bakın PKK’nın elindeki öldürücü stokların çeşitlerine. Ağır uçaksavar bataryaları: Ruslar tarafından Ermeniler’e Dağlık Karabağ savaşında verilen silahların bir bölümü. Rusya yapımı Strealla 2 füze sistemleri: Rusya tarafından Sırbistan’a verilen bu silahlar Ermenistan üzerinden örgüte aktarılmış durumda.
Mayınlar: İtalya. Mayını uzaktan patlatma düzeneği ve bağlantılı telefon sistemi: Ermenistan. Patlayıcılar:TNT-C4-A4 (Portekiz ve Amerikan yapımı) Hafif silahlar: Avusturya, Rusya, ABD, Polonya, Almanya yapımı M5-M4-AK47-Colt-Smith Wesson-Glock-Walther-PM48 (Bu sonuncu Irak’taki Amerikan askerleri için Polonya’da özel olarak üretildi).
Şu ‘çeşitliliğe’ bakar mısınız. Biz kiminle savaşıyoruz.
Ermenistan faktörü
Türkiye, bütün dikkatini Kuzey Irak üzerinde yoğunlaştırmış durumda. Saldırı esas olarak oradan geliyor. Ama işin perde arkasına tam olarak baktığınızda benzer bir harekatın belki de vakit geçirilmeden Ermenistan’a da gerçekleştirilmesi gerektiği ortaya çıkıyor. PKK’nın silah-mühimmat akışı, eğitim kamplarının bir bölümü ve uluslar arası bağlantılarını sürdüren isim ve büroları bu ülkede. Ayrıca. Ordu bütün yolları tıkadığından Kuzey Irak’a geçemeyen PKK militanları, Anadolu’ya sızma ve kaçmada doğrudan Ermenistan sınırını ve topraklarını kullanıyor.
Yani. Mesut Barzani-Celal Talabani ikilisi bu denklemde ne iseler, Ermenistan Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan da o! Ermenistan, yaklaşık 50 bin kişilik Yezidi Kürd nüfusu ile dikkat çekiyor. Bu sayı, Irak’ta yaşayan 300 bin Yezidi Kürd’ten sonraki ikinci büyük nüfusu işaret ediyor. Azerbaycan’a karşı verilen Dağlık Karabağ Savaşı’nda bu Yezidi Kürdler, Ermeniler’in yanında savaşa katılmalarıyla biliniyorlar. PKK, Ermenistan topraklarında esas olarak Yezidi Kürdler’in yaşadıkları bölgelerde bulunuyor.
Karayılan ve diğerleri Cebel Sincar’da
Türkiye’nin Kuzey Irak’a dönük harekatının artık kaçınılmaz noktaya geldiğinin anlaşıldığı bugünlerde, Murat Karayılan gibi PKK’nın üst düzey yöneticilerinin Kandil Dağı’ndan kaçmaları çok normal. Ama, Kandil’den kaçıp, Irak’taki Yezidi Kürd’lerin yaşamakta olduğu Cebel Sincar’a yerleşmeleri bir tesadüf olarak görülebilir mi? Cebel Sincar, nüfus ağırlığı Türkmen olan Telafer’e yakın, tıpkı Kandil bölgesi gibi dağlık alanda saklanma olanağı sunan bir coğrafya olarak dikkat çekiyor. Amerikan kuvvetlerinin son iki yılda, bu son derece stratejik bölgeye neden üst üste harekatlar düzenledikleri, hatta Telafer’de masum insanların ölümleriyle sonuçlanan baskı politikaları izlediğini de şimdi daha iyi anlıyoruz.
Yani. Eğer Türk Silahlı Kuvvetleri PKK’nın Kuzey Irak’taki varlığına karşı sonuç alıcı bir harekatta, tahminlerin çok ötesinde geniş bir coğrafyayı hedef almak zorunda kalacak.
Azerbaycan’da anlamlı hassasiyet
Madem, PKK konusuna Kafkasya’dan girdik, oradan devam edelim. Bu bölgede yaşanılan hiçbir şey tesadüf değil, her şey birbiriyle bağlantılı. Türkiye’nin şehitlerini verdiği günün hemen ertesinde Bakü’nün muhalefet yayın organlarından Yeni Musavat’ın manşetinde ‘Türk kardeşlerimiz! Sizinle birlikteyiz’ sözlerinin yer alması anlamlıydı. Bunu iktidardaki Yeni Azerbaycan Partisi gençlik kollarının Türk büyükelçiliği önündeki dayanışma gösterisi izledi. Yani. Kardeş Azerbaycan iktidarı-muhalefetiyle, ‘Ermenistan destekli PKK terörüne’ karşı birleşti. Zaten, Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Ünal Çeviköz’ün Azeri mevkidaşı Araz Azimov ile 18 Ekim günü Bakü’de gerçekleştirdiği görüşmede sanırız bütün detaylar ele alınmıştı.
Azerbaycan şimdi 6 Kasım’daki Cumhurbaşkanı Gül’ün Bakü ziyaretini bekliyor. Washington’daki Bush-Erdoğan buluşmasından 24 saat sonra gerçekleşecek bu ziyaretten çok anlamlı açıklamalar ve görüntüler bekliyorum.
/ Ardan Zentürk
http://www.haber7.com/artikel.php?artikel_id=140115 |
Tarih: 17:29, 1/11/2007 Kategori: guncel |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Ermeni Propagandaları

Akdamar Ermeni Kilisesi (Tecavüz Adası)
“Akdamar'da tarihi belge… Yapılan kazılarda 6 odalı bir ruhban okuluna ulaşıldı. Akdamar'ın tarihine ışık tutacak kitabede, ruhban okulunun açılmasına katkıda bulunan 2. Abdülhamit'e methiyeler yazılı.”(basın)
Milletin bilinçaltı ile de oynuyorlar gördüğünüz gibi. İşte Abdülhamit Han bile bu ruhban Okulunun açılmasına katkıda bulunmuş, sizde ses etmeyin deniyor. Abdülhamit Han düne kadar “kızıl sultandı, özgürlükleri kısıtlıyordu hani. Yapılan filmler ve yazılan romanlar ile yerden yere vurulan Abdülhamit Han, şimdi Ahtamar Kilisesinin restoresinin parçası mı yapılmak isteniyor? 1908 yılında “Ermeni Devrimci Taşnak Cemiyeti” nin amaçları arasında “Abdülhamit”i tahttan indirmek olduğunu da ek bilgi olarak burada veriyorum.
Türkiye'nin Ermeni Propagandalarından çekinecek, telaşlanacak hiç bir durum yoktur. Çünkü;
1)Türk tarihinde soykırım, insanlığa karşı suç, atom bombası veya kimyasal silâh kullanımı gibi bir insanlık ayıbı yoktur.
2) Bir kısım Ermenilerin vatana ihanet suçu niteliğindeki istek ve eylemleri nedeniyle Ermeni tehciri kararı alınmış, bu tehcir nedeniyle doğan Ermeni sorunu, büyük önder M. Kemal Atatürk zamanında, uluslararası barış antlaşmalarıyla (Moskova-Kars-Ankara ve Lozan) hukuken çözülmüştür. Hiçbir propaganda ile yeniden sorun/uyuşmazlık haline getirilemez, tartışma veya müzakere konusu yapılamaz. Aksi halde hukuka aykırı hareket edilmiş olur.
3) Sevr Projesinin cezalandırma konulu 226-230. maddelerine göre;
"Harp kanun ve adetlerine mugayir (aykırı) hareketlerde bulunmuş olanları devlet müttefiklere teslim edecek. Bunlar bu devletlerin askeri mahkemelerinde muhakeme edilecekler. (yargılanacaklar.)
Harp içinde kıtallerden (öldürmelerden) mes'ul (sorumlu) olanlar da teslim edilecek. Müttefikler bunların muhakeme edileceği mahkemeyi tayin edecekler." idi. (M. Cemil BİLSEL, Lozan, Sosyal Yay. Ekim 1998, 1. cilt s.319)
4) Yine Sevr projesine göre:
Milletler Cemiyeti Meclisi tarafından, her yerde hakem komisyonları kurulacaktı. Osmanlı hükümeti bu kararlara uyacaktı. Komisyonlar, Türkiye'den bir temsilci, zarar iddia eden cemaatin bir temsilcisi ve Milletler Cemiyeti'nce seçilen bir başkandan oluşacaktı.
-Hakem komisyonları, tehcire karışanları sürgüne göndermeye, 1.8.1914 den itibaren ölenlerin mal ve mülkleri hakkında karar vermeye yetkili olacaktı.
-Gayrimenkullerin 1.8.1914 tarihinden sonraki bütün satımları ve kayıtlı hakları iptal edilmiş sayılacaktı. Buna karşı mahkeme veya idare kararı ileri sürülemeyecekti. ( md.144/4)
5) Türkiye, Ermenistan ile 13 Ekim 1921 tarihinde imzaladığı Kars Antlaşması ile taraflar arasındaki bütün uyuşmazlıklar hukuken sona ermiş, ülke sınırları belirlenmiş, Sevr projesindeki taleplerden vazgeçilmiş, askerî ve sivil esirler iade edilmiş, genel af çıkarılmış, dostluk ilişkileri yeniden kurulmuştur.
Keza, Rusya ile yapılan Moskova ve Fransızlarla yapılan Ankara Antlaşması ve Lozan Barış Antlaşması da Ermeni sorununun hukuken ve fiilen bitirildiğini teyit eden anlaşmalardır.
6) Öte yandan Lozan, 1. Dünya Savaşının bütün talep ve sonuçlarını tasfiye eden, dolayısıyla yüzyıllık uyuşmazlıkları hukuken sona erdiren bir "barış" antlaşmasıdır. Bu antlaşma ile Türkiye'nin bağımsızlığı ve egemenliği kabul edilmiş, bazı sınırları tespit edilmiş, 1914-1924 yılları arasındaki olaylar hakkında sulh ve ibra olunmuş, askerî ve sivil esirler iade edilmiş, 1914-1922 olayları için genel af çıkarılmış, bütün borç ve alacaklar tasfiye edilmiştir. Lozan Barış Antlaşması, objektif hukukî sonuç doğurmuştur. Herhangi bir kişi veya devletin, bu antlaşmayı tanımama, sonuçlarını kabul etmeme, yani hukuka aykırı davranma hakkı ve yetkisi yoktur.
7) Türkiye'nin Ermeni olayları ile yargılanması ve sorumlu tutulması talepleri, Sevr Projesinde kalmıştır. Kaldı ki , Uluslararası Adalet Divanının Sırbistan hakkındaki haksız kararı, Uluslararası yargıdaki çifte standartı ve riske girilemeyeceğini göstermektedir.
8) Son yıllarda gündeme getirilen "Ermeni soykırımı olmamıştır, bu bir hukuk konusudur, tarihimizle yüzleşelim, uluslararası yargıya başvurararak haklılığımızı kanıtlayalım" tezlerinde ileri sürülen soykırım olmadığı hususu doğru, ancak, önerilen çözüm yolları (komisyon kurulması, yargıya başvuru) yanlıştır. Son zamanlarda konunun BM gündemine getirilme tehlikesi olduğu dahi söylenmiştir.
Ermeni propagandalarını bertaraf etme maksadıyla Türkiye'nin Lahey Adalet Divanında veya Uluslararası Daimi Hakem Komisyonu'nda yargılanması için başvuru yapılması, hukuken mümkün değildir. Bu durum, temel insan haklarına, Anayasa'mıza aykırı olduğu gibi, uluslararası sözleşmelere de aykırıdır. Hukuken çözümlenmiş bir konunun BM gündemine getirilebilmesi de aynı şekilde hukuken mümkün değildir.
Bütün temel hukuk değerlerine aykırı olarak uluslararası yargıya başvurulduğu takdirde, 1915 yılından itibaren mahkemeye sevkedilen 1673 dava dosyası ( Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Sürgünden Soykırıma, bky Yay. Nisan 2006, .s.94) ile İstanbul işgal altında iken İşgalci İngiliz-Fransız Yönetimi ve Patrik Zaven'in baskısı ile yapılan haksız yargılama ve verilen kararlar, olaylar yeniden nitelendirilir iken, Türkiye aleyhinde delil olarak kullanılmak istenecektir. Tarihte mahkemeye baskı yapanların, bugün baskı yapmayacağını varsayarak hareket etmek doğru değildir.
Nitekim; Prof. Dr. Türkkaya Ataöv, bu mahkeme kararlarının kimi Ermeni çevrelerince "soykırım"ın dayanağı olarak kullanıldığını ifade etmiştir. (Prof. Dr. Türkkaya ATAÖV, Osmanlı Ermenilerine Ne Oldu?, İleri Yay. Şubat 2007, s.145)
Dolayısıyla, Türkiye'nin geriye dönük yürütülen hükümlerle yargılanmayı kabul etmesi halinde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinden maddi (para) ve aynî (toprak/gayrimenkule ilişkin) taleplerde bulunulabilir.
9) Türkiye'nin "sınır komşuları ile gündeme gelecek ihtilâflarda" Lahey Adalet Divanı'na başvuruda bulunması, 2004 yılında AB Helsinki Zirvesi'nde öngörülen bir AB direktifidir.
(16-17 Aralık 2004 tarihli AB Devlet ve Hükümet Başkanları Konseyi Brüksel Zirvesi Sonuç Bildirgesi'nin 20. paragrafı.)
10) 20 Ekim 2007 tarihinde KanalB 'de yayınlanan "Cumartesi Tartışmaları" proğramında, konuklardan sn. Cihangir Dumanlı, "Mart 2007 ayında, ABD Başkanı'nın Temsilciler Meclisi Başkanına bir mektup gönderdiğini, bu mektuba göre, soykırım olduğunu, ancak bu konunun şimdi gündeme getirilmemesini, çünkü Türkiye'nin söz verdiğini, tarihi ile yüzleşeceğini…" söylemiştir. Ancak, aynı proğramda Türkiye'nin tezlerini savunan başka konuklardan komisyon kurulması ve yargıya başvuru önerisi gelmiştir.
11) Uluslararası antlaşmalarımız ortada iken, Ermeni sorununun hukuken çözümlendiğini anlatmak yerine, komisyonlar kurarak olayların araştırılması ve Türkiye'nin yargılanması tezleri kabul edilemez niteliktedir.
12) Türkiye fiilen ve hukuken o kadar yerden göğe kadar haklıdır ki; hiçbir Türk insanının lâfı döndürüp dolaştırmaya, kavramları değiştirmeye ihtiyacı yoktur. Sadece haklarına saygı gösterilmesine ihtiyacı vardır. Çünkü hiçbir insan veya hiçbir devlet, diğerlerinden "daha eşit" değildir.
Devletlerin haklarını korumakta çekingen kalması düşünülemez. Türkiye, uluslararası işbirliği ilişkilerinden taviz vermeden, milletlerarası hukuktan doğan haklarını sonuna kadar anlatacak ve koruyacaktır.
20.10.2007
Gülseren S. AYTAŞ
Avukat
|
Tarih: 15:40, 23/10/2007 Kategori: guncel |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|