
Nadejda CHIRLI
Doktora Tezi, Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı
Danışman: Prof.Dr. Şükrü Halûk AKALIN
Şubat 2005, XII + 343 sayfa
Dünya devletleri Ermenileri iç siyaset malzemesi olarak kendi çıkarları için kullanırlarken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Üniversitelerinde onların tarihini, kültürünü araştırıyor. Onlara destek oluyor. Bir zamanlar devletin en yüksek mevkilerine kadar yükselerek insan olmanın onurunu yaşayan bir zamanların “Millet-i Sadıkası” şimdi o kocaman devletlerin parmağında oyuncak olmuş. Onların kapı eşiklerinde sürünüyor, dün ASALA bugün PKK adlı terörist örgütleriyle ateşe atlıyorlar kana bulanıyorlar. Ancak kan kokusu çok ağırdır. Burun direklerini kıracaktır.
ÖNSÖZ
11. yy’ın ortalarında Bagratid Ermeni devletinin yıkılmasından sonra Ermenilerin bir kısmı Ukrayna’ya göç ettiler. Burada kendi ana dilleri olan Ermeniceyi bırakıp Kıpçakçayı kabul ederek okumaya, yazmaya ve dua etmeye başladılar [Garkavets, Hurşudyan, 2001, XVII, 587]
Ermeni Kıpçakçası ses bilgisi ve gramer açısından Tatar, Karaim, Urum ve Kırım Tatarcasıyla büyük bir benzerlik göstermektedir. Ayrıca Altın Ordu sahasının, Mem.K’nın ve CC’nın dillerine de yakındır.
Bugün Türkiye’de ve yurt dışında Ermeni Kıpçakçasının ses, şekil ve cümle bilgisi üzerine yapılan çalışmaların yeterli olmaması, yurt dışında yapılmış çalışmaların ve kaynakların hepsine ulaşılamamasından çalışmamız oldukça güç koşullarda sürdürülmüştür. Ses, şekil ve cümle yapısıyla ilgili bazı çalışmalar fazla ayrıntılara inilmeden yapılmıştır. Bu çalışmalar az olmasına rağmen Ermeni Kıpçakçası hakkında genel bir bilgi vermektedir.
Bu güne kadar Ermeni Kıpçakçasıyla yazılmış yazmaların daha çok ne zaman, nerede, kimin tarafından yazıldığı ve konuları üzerinde durulmuştur. Ermeni Kıpçakçası üzerinde çalışan yurt dışındaki Türkologlar Ermeni Kıpçakçasıyla yazılmış yazmaların tercümelerini Rus ve Polonya dillerine yapmışlar ve yayınlamışlardır. Ancak, bugün hâlâ tanıtılmayan ya da tanıtıldığı halde üzerinde çalışma yapılmayan yazmalar da bulunmaktadır.
Tanıtılıp da üzerinde çalışma yapılmayan eserlerden biri, üzerinde çalıştığımız “Alġış Bitigi”dir. “Alġış Bitigi” 1618’de Lvov’da düzenlenmiş ve bugün Leiden Üniversitesi Kütüphanesinde muhafaza edilmektedir (bk. 0.2.6.).
“Alġış Bitigi”nin üzerinde bilimsel bir çalışmanın yapılmamış olması, yalnız bazı kitaplarda ve makalelerde kısa bilgiler verilmekle yetinilmesi, bizi bu değerli eser üzerinde çalışmaya sevk etmiştir.
Çalışmamızda, Kıpçakça konuşan Ermeniler ve Ermeni Kıpçakçası hakkında bilgi vererek, “Alġış Bitigi”nin Ermeni alfabesinden Lâtin alfabesine transkripsiyonu, tercümesi, dizini yapılmış, durum eklerinin şekil, görev ve işlevleri üzerinde durularak, Ermeni Kıpçakçası özelliklerinin ortaya koyulması amaçlanmıştır.
Türk Dili ve Türk Dili Tarihi ile uğraşanlara faydalı olacağını umduğumuz bu çalışmanın hazırlanmasında yoğun akademik çalışmaları arasında her türlü yardımını ve desteğini esirgemeyen hocam Prof. Dr. Şükrü Halûk AKALIN’a teşekkürlerimi bildirmeyi bir borç bilirim.
“Alġış Bitigi”ni Hollanda’dan bize gönderen Mehmet Tütüncü’ye, danışmak için benden yardımını ve zamanını esirgemeyen Tez İzleme Komitesi Üyelerinden Doç. Dr. A. Deniz Abik’e ve Yard. Doç. Dr. Faruk Yıldırım’a, metni Türkiye Türkçesine aktarmamda yardımcı olan Diakon Hagop Minasyan’a, “Agos” gazetesinin editörü Sarkis Seropyan’a, Adana’da Bible Bookstore’dan (İncil Kitapevi) Zeynel Sayın’a, Adana Bebekli Katolik Kilisesine, Mersin Katolik Kilisesinden Ojen Salim’e, yardımlarını esirgemeyen bölümdeki hocalarıma, araştırma görevlisi Ali Tan’a ve Yeter Torun’a, sabır ve desteklerinden dolayı aileme ve eşime sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Çukurova Üniversitesi Araştırma Fonu çalışmamı FEF 2003-D.7 proje numarasıyla desteklemiştir. Sağladıkları bu parasal destek için Çukurova Üniversitesi Araştırma Fonu’na ayrıca teşekkür ediyorum.
Nadejda CHIRLI
Adana-Şubat 2005
Konu
Çalışmamızın konusu, Ermeni Kıpçakçasıyla yazılmış Algış Bitig’i adlı eserin transkripsiyonu, Türkiye Türkçesine aktarılması, dizinin hazırlanması ve metinde geçen durum eklerinin şekil, görev ve işlevleri bakımından incelenmesidir.
Amaç
Bugüne kadar Ermeni Kıpçakçasıyla yazılmış birçok kitap çeşitli yerlerde basılmıştır. Pek çok Batılı Türkolog Ermeni Kıpçakçası üzerine önemli çalışmalar yayımlamıştır. Ancak yapılan bu çalışmalar Ermeni Kıpçakçasını tüm yönüyle ortaya koymaya yetmemektedir. Bugüne kadar bilim alemine hâlâ tanıtılmayan ya da tanıtıldığı halde üzerinde çalışma yapılmayan yazmalar da bulunmaktadır. Tanıtılıp da üzerinde bilimsel çalışma yapılmayan eserlerden biri de “Algış Bitigi”dir.
Bu çalışmamızdaki amacımız “Algış Bitigi”nin transkripsiyonunu yapıp, Ermeni Kıpçakçasındaki durum eklerini Eski Türkçe ve Tarihî Kıpçak Lehçelerindeki şekilleriyle karşılaştırmak ve eseri bilim âlemine kazandırmak, bu sayede de Alġış Bitigi’ni tanıtmak ve Ermeni Kıpçakçasına katkıda bulunmaktır.
(…)
Kıpçakça Konuşan Ermenilerin Tarihi
Kıpçakça, Kıpçak Türkçesi ya da Kumanca olarak da bilinmektedir. Orta Türkçenin kuzeybatı kolunu oluşturan eski Türk lehçesidir. Kıpçaklar, Deşt-i Kıpçak, Mısır ve civarında ve Kırım olmak üzere üç ayrı bölgede hayatlarını sürdürmüşlerdir. Biz bu çalışmamızda Ukrayna’da yaşamış olan Ermeni Kıpçakları ve Ermeni Kıpçakçası üzerinde duracağız.
Ermeni tarihçileri Ukrayna topraklarında ilk Ermenilerin ortaya çıkmasını 11.yy’ın ortalarında başkenti Anı olan Bagratid Ermeni devletinin düşmesine bağlamaktadırlar [Garkavets, 1983, 7; Garkavets, Hurşudyan, 2001, 587; Pritsak, 1988, 123; Tekin, 1997, 110]
Ukrayna’da Galits-Podolsk’ta Türk dilli Ermeni kolonileri, yaklaşık olarak XIV yy’larda, daha Moğollar döneminde Altın Ordu zamanında ilk defa görüldüler. Daha sonra, XV yy’ın sonlarında, Osmanlılar Kırım’da (1475) Kafa şehrini aldıklarında, onlara birçok koloni akını eklendi. Kırım’daki Ermeniler kitle halinde Kafa şehrini terk ettiler ve Podolya ve Galıtsiya’ya kendi dindaşlarının yanına göç ettiler. Bugün bu Ermeni kolonileri artık Türkçe konuşanlar değil, onlar yerli halklar gibi Ukrayna, Rusça ve Polonya dillerini konuşmaktadırlar. Ancak eskiden onların nasıl konuştukları hakkında, bize XVI-XVII yy’da Ermeni harfleriyle Türkçe yazılan belgeler tanıklık etmektedir [Garkavets, Hurşudyan, 2001, 586; Garkavets, 1993, 5].
Ermenistan’ı terk etmeleri gereken Ermenilerin çoğu dillerini aldıkları Don, Kırım ve Bessarabya’da yaşayan Kıpçaklarla uzun süre yan yana yaşadılar ve buradan Ukrayna’ya göç ettiler. Ermeniler daha Ermenistan’dayken Kıpçaklarla sıkı bir ilişki içindeydiler. Kıpçakların Ermeni Grigoriyan dinini kabul ettiklerine dair vakâlar bulunmaktadır. G. Alişan, P. Acaryan ve E. Hurşudyan tarafından araştırılan epigrafinin verilerine göre Ermenistan’ın Şiraksk bölgesi Artiksk semtinde bulunan Ariç köyü Kipçag adındaydı, XII yy’da ise bu köyde günümüze kadar korunmuş Hpçahavank (Kıpçak manastırı) adında bir manastır bile mevcuttu [Garkavets, Hurşudyan, 2001, 587; Garkavets, 1993, 6].
XI yy’ın ortalarında oluşan en büyük Ermeni kolonisi Kırım’da Kafe şehrindeydi. XV yy’ın ikinci yarısında Ermeni görgü şahitlerine göre burada 35-40 bin Ermeni bulunmaktadır. İkinci büyük koloni Sudak’taydı. Ermeni kolonileri Kozlev’de, Karasubazar’da, Akmeçet’te (bugünkü Simferopol), İnkerman’da (bugünkü Sevastopol’un sınırlarında), Surhat’ta (Eski Kırım’da) vs. görülmekteydi. Bu koloniler kitle halinde rum, urum ve gürcülerle birlikte 1778-1779’da Kuzey Povoljye’ye göç ettiler. Ve burada bugünkü Rostov-na-Donu topraklarında Nahiçevan-na-Donu ve birkaç köy kurdular [Garkavets, Hurşudyan, 2001, 588; Garkavets, 1993, 6].
Lvov’da Ermeni kolonileri XIII yy’ın ortalarında görülmeye başlandı. Kiev ve Kamenetsk’in dışında Ermeni akını Lutsk, Vladimir ve Romanya’da Suçav ve Seret şehirlerinde de oluşmuştur. Çok daha sonra S. Baronç, T. Gromnitskiy ve diğer tarihçiler Ermenilerin Ukrayna’nın yaklaşık 70 şehir ve köylerinde bulunduğunu bildirmektedirler. Lvov ve Kamenets’ta pazarlar, kiliseler, mağazalar, yaşlılar yurdu, hamamlar vs. (şehrin dörtte üçü) Ermenilere aitti. Kamenets Ermenileri su değirmenlerini, köyleri, çiftlikleri, arı kovanlarını, sınırları kiraladılar. Ayrıca zanaat atölyelerine ve okullara da sahiptiler [Garkavets, Hurşudyan, 2001, 588; Garkavets, 1993, 7].
Ermenilerin Kıpçaklardan miras olarak aldıkları ticaret büyük önem taşımaktadır. Ticaret İstanbul, Edirne, Kafa, Kiliya, Lvov, Yaroslav, Krakov (Polonya), Smolensk (Rusya) gibi merkezlerde gerçekleştirilmektedir. İç piyasaya birçok şeyi yerli Ermeniler sağlamaktaydı. Örneğin, 30 eylül (10 Ekim) 1616’da, malın giriş ve çıkışı için gümrük vergisi ödeyen, Kamenets Ermenilerinin listesinde 43 kişinin adı geçmektedir [Garkavets, Hurşudyan, 2001, 591; Garkavets, 1993, 9].
Yerli Ermenilerin çoğu tüccarlıkla değil de zanaatçılıkla uğraşmaktaydılar, ya da her iki işi de birlikte yürütmekteydiler. 1407 yılına ait vergi tutanaklarına göre Lvov Ermenilerinin % 80’ni zanaatkârlar oluşturmaktaydı [Garkavets, Hurşudyan, 2001, 592; Garkavets, 1993, 10].
Kendi Kıpçak diline yakın olan Kırım Tatarca ve Türkçeyi bildiklerinden, Ermeniler sık sık tercüman, danışman, müşavir, refakatçi hatta bazen diplomat gibi davet ediliyorlardı [Garkavets, Hurşudyan, 2001, 593; Garkavets, 1993, 10].
Kıpçakça konuşan Ermenilerin tarihinden en ilginç faktörlerden biri de XVII yy’ın başlarında Lvov’da, birkaç yıl süren Kıpçakça eser basan basımevi faaliyet göstermiştir. Bu basımevinin kurucusu Yovannes Karmadanets idi. Burada bizim de üzerinde çalıştığımız Algış Bitigi (Hristiyanlar için Ermeni âdetine göre bir dua kitabı) adlı kitabı ilk defa Türkçe yayımlamıştır. Bu basımevinde basılan diğer iki kitaba (Psaltır ve Leçebnik) bugüne kadar, maalesef, rastlanmamıştır [Garkavets, Hurşudyan, 2001, 593].
Kıpçakça Konuşan Ermenilerin Dil ve Edebiyatı
Ermeni Kıpçakçası ses bilgisi ve gramer özellikleri açısından Tatar diyalektlerinden olan Karaimce, Kumanca, Urum ve Kırım Tatarcasıyla büyük bir benzerlik göstermektedir [Garkavets, 1993, 12]. Ermeni Kıpçakçası, XI-XIV yy’da Macaristan ve Kuzey-Doğu Avrupa’da Kıpçak-Kumanların konuştuğu ve Codex Cumanicus’ta da kullanılan dildi. Aynı şekilde XIV-XVII yy’da Altın Ordu ve Memlûk Kıpçakçasıyla yazılmış eserlerin diline de yakındır [Garkavets, 1979, 5; 1987, 114; Garkavets, Hurşudyan, 2001, XX, 586].
Ermeni Kıpçakçasıyla yazılmış eserlerde, bu dili konuşanlar önce “*ıpça* tili”, sonra “bizim til” ve daha geç “tatarca” olarak üç şekilde ifade etmişlerdir [Garkavets, 1987, 114; 1993, 11; Garkavets, Hurşudyan, 2001, 594].
Ermeni Kıpçakçası metinleri 1,5 yıl kadar XVI-XVII yy’da Ukrayna (en çok Lvov, Kamenets-Podolsk), Polonya, Romanya, Moldova, Kırım ve Türkiye’de yürürlükteydi. Ermeni Kıpçakça yazı dili daha çok Ermenilerin Ukrayna’ya göç ettikleri bölgede yaygınlık kazanmıştır [Garkavets, Hurşudyan, 2001, XVII].
Ermeni Kıpçakçası, XVI-XVII yy’da Kamenetsk-Podolsk ve Lvov’da yazılan Ermenice eserlerden bilinmektedir [Garkavets, 1979, 6; Daşkeviç, 1983, 91].
Kıpçakların çevresine yerleşerek ve onların hakimiyeti altında kalan Ermeniler, ana dillerini unutarak asimile olmuşlardır. Ukrayna’daki Ermeniler kendilerini Ermeni olarak adlandırıyorlardı, ancak kendi ana dillerini neredeyse bilmiyorlardı. Genellikle Kıpçakça konuşuyor, yazıyor ve dua ediyorlardı [Garkavets, Hurşudyan, 2001, s. XVII]. Kırım Ermenilerinin büyük bir bölümü konuşma dili olarak Tatarcayı kullanıyorlardı. Kırım’dan gelen Türkçe konuşan Ermenler Kiev, Vladimir, Lutsk, Lvov, Kamenets-Podolsk ve Galiç’te yerleştiler. Türk dili yerleşenlerin yalnız konuşma dili değil, ana dili olarak da sayılmaktaydı. Bu dili evde kullandıkları gibi, törenlerde, kiliselerde ve Ermeni kitap dilini ve konuşma dilini anlamayan halkla olan ilişkilerinde kullanmaktaydılar. Ermeniler Türkçeyi korudular ve geliştirdiler, önemli yasaları, kilise literatürünü bu dille tercüme ettiler. Eski Ermenice ise yalnız ayin dili olarak kullanılmaktaydı, ancak bütün din adamları anlamıyordu. Ermenice konuşma dilini iyi bilmiyorlardı ve özellikle okullarda öğreniyorlardı [Daşkeviç, 1981, 85]. Bu Ermenilerden Ermeni yazısıyla fakat Türkçe pek çok yazma eser ve belge kalmıştır. Bunlardan bir kısmı Ukrayna Devlet Arşivinde bulunan ve 1559-1664 yıllarına ait olan Kamenets-Podolsk cemaati belgeleri 1944’te Alman çekilmesi sırasında yanıp kül olmuşsa da bugün Viyana Mehitarist Kitaplığında, Viyana Milli Kütüphanesinde, Venedik Mehitarist Kitaplığında, Paris Milli Kütüphanesinde, Breslav, Lvov ve Krakov şehirlerinde daha birçok yazma bulunmaktadır. Bu yazmaların çoğu dinî eserler, vaaz ve dualar, Ermeni Cemaati mahkeme kararları, evlilik kayıtları, noter senetleri gibi eser ve belgelerle vakayinamelerdir [Tekin, 1997, 111, Pritsak, 1988, 123].
Yaklaşık 300 yıl ölü olan Ermeni Kıpçakçası Türkologların dikkatini birkaç açıdan çekmektedir. Ermeni Kıpçakçasının sosyoloji ve dil bilimi üzerine yeterince çalışılmamıştır. Ancak, dil bilimciler son 20 yıldır bu konuda çalışmakta ve bu konuda bilgiler oldukça artmaktadır. Ancak, yine de bazı faktörler yeterince açıklanmamıştır [Daşkeviç, 1983, 91].
Bu dilde pek çok eser yazılmıştır. İşte bu büyük yazılı miras araştırmacıların pek çoğunun dikkatini çekmiş ve daha ayrıntılı çalışmalara yönlendirmiştir. Ermeni Kıpçakçası tarihî gelişimi üç aşamadan geçmektedir. Bunlar birincisi, Ermenilerin Kıpçakçayı konuşma dili olarak benimsemeleri ve dilin yazı öncesi dönemi, ikincisi Ermeni Kıpçakçasının yazı dili olarak ortaya çıkışı ve yazı dilinin parlak dönemi, üçüncüsü de Ermeni Kıpçakçasının düşüşü ve kaybolma dönemidir [Daşkeviç, 1983, 92].
(…)
Tarihi vakayinameler
Bugüne kadar Ermeni Kıpçakçasıyla yazılmış üç vakayiname muhafaza edilmiştir. Bunlar, Kamenetsk vakayinamesi, Venedik vakayinamesi ve Polonya vakayinamesi’dir. Kamenetsk vakayinamesinin Kıpçakça bölümü, 1611-1624 yıllarına ait ve 1650-1652’de Kamenetsk-Podolsk’ta yaşayan Agop ve Avksent kardeşler tarafından Ermenice ve Ermeni Kıpçakçasıyla hazırlanmıştır. Bu vakayinamede Ukrayna’nın sağ kıyısında ve batısında, Moldova’da gerçekleşen olaylar, ama en önemlisi 1430’dan 1652’e kadar Kamenets-Podolsk’ta geçen olayları içermektedir. En önemli bölümü ise, Hotin savaşına aittir. İlk Kıpçakça yazılan yazı Ocak 1611’de Kamenets’ta Ermeni cemaatinin başkanlık seçimi, son yazı ise 12 Mayıs 1622’de Zamostye’de Kafalı Vartapet Mesrob’un ölüm haberleridir. Vakayinamenin iki nüshası bulunmaktadır. Birinci, daha geniş olan nüshası, Venedik’te Ermeni Mehitarist Kütüphanesi’nde, ikincisi, kısaltılmış olanı ise, Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Birinci, Venedik nüshanın Ermeni Kıpçakçası bölümünün tümü 1896’da G. Alişan tarafından yayımlandı. Son zamanlarda aynı bölüm yeniden 1968’de E. Schütz ve 1969’da İ. Vasary tarafından yayımlandı, ancak tam olarak değil (Viyana Mehitarist Kitaplığında 1700 no’lu elyazması). E. Schütz’un bu çalışması tarih ve dil bilimi araştırmalarını içermektedir. İkinci, Paris nüshasının Ermeni Kıpçakçası bölümünü J. Deny fransızcaya tercüme etti, sözlük ve isimlerin indeksini de ekleyerek Latince transkripsiyonuyla beraber yayımlamıştır: (Paris Milli Kütüphanesinde 194 no’lu elyazması): Bu vakayıname 1060 (1611)’den 3 (13) Kasım 1062 (1613)’e kadar olan yazıları içermektedir [Garkavets, 1979, 9; 1993, 13].
Venedik Vakayinamesi ve Polonya Vakayinamesi G. Alişan’ın 1896’da yayımlanan çalışmalarından bilinmektedir. Venedik Vakayinamesi aynı zamanda Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunmakta ve 1957’de J. Deny tarafından yayımlandığı bilinmektedir. Polonya Vakayinamesi 1981’de Y. Daşkeviç ve E. Trıyarski iki şekilde yeniden yayımlamışlardır [Garkavets, Hurşudyan, 2001, 596; Garkavets, 1993, 13].
Her iki vakayiname de Ermeni Kıpçakçasıyla yazılmış ve oldukça kısadır. İsa Peygamberin doğuşundan 1530 ve 1537 yıllarına kadar olan olayları içermektedir [Daşkeviç, 1979, 7]. Bu vakayinameler, bazı delillerin ve bilgilerin bağlantısız ve bölünmüş olmasına rağmen orijinallik açısından çok değerlidir. Ayrıca, Lvov’daki Ermeni Kıpçak kolonisinin Batı Ukrayna’da Ermeni Grigoriyan Kilisesi’nin vs. faaliyetleri hakkında ilginç bilgiler içermektedir. Bu iki eser daha incelenmemiştir [Garkavets, Hurşudyan, 2001, XIX; Garkavets, 1993, 13].
(…)
Kıpçakça Konuşan Ermenilerin Kullandıkları Alfabe
Türkçe, Göktürk alfabesinden itibaren, değişik dönemlerde Sogt, Uygur, Mani, Brahmi, Süryani, Arap, Grek, İbrani, Latin, Kiril alfabeleri gibi değişik alfabelerle yazılmış ya da yazılmaktadır. Türkçenin yazımında kullanılan alfabelerden biri de Ermeni alfabesidir. Ermeni alfabesi 5. yy’ın başlarında Mesrob Maştots tarafından oluşturulmuştur. M. Maştots’a Ermeni Apostolik Kilisesi’nin başı Aziz Sahak ile Rufanos adında bir Yunanlı yardımcı olmuştur. Ermeni alfabesi 31 ünsüz ve 7 ünlü olmak üzere 38 harften oluşmaktadır. Harfler birleşmeden soldan sağa doğru yazılmaktadır. Ayrıca, Ermeniler Ermeni harflerine rakam değerlerini de vermektedirler [bk. Alfabe]. Metinlerde rakamlar niteliğinde kullanılan harfler üstü çizgili olarak geçmektedir.
Ermeni alfabesinin Türkçe metinlerinin yazımında kullanılmasına XIV yy’dan itibaren yazma eserlerde, XVIII yy’dan itibaren de basma eserlerde yaygın olarak rastlanmaktadır. Türkiye’de ve Ermenilerin göç ettikleri diğer ülkelerde Ermeni harfli Türkçe eserlerin yayımlanması XX yy’ın ilk çeyreğinden itibaren giderek azalsa da 1960’lı yıllara kadar devam etmiştir [Pamukçiyan, 2002, XI].
Türkçe’nin Ermeni harfleriyle yazımı, Türkçe konuşan Ermeniceyi ya hiç bilmeyen ya da çok az bilen, Hristiyanlık inancına bağlı Ermeni nüfusla yazı yoluyla iletişim aracı olarak gelmiştir. Ermeni harfli Türkçe yazma ve basma eserlerin yayılması, din, tarih ve edebiyat alanlarında geniş bir literatürün oluşması ve pek çok gazete ve derginin yayımlanması ile açıklanabilir [Pamukçiyan, 2002, XI].
Türkçe’yi Ermeni alfabesiyle yazanlar Ukrayna-Polonya Ermenileri ile Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti tebaası Ermeni asıllı vatandaşlardır [Tekin, 1997, 110].
Ermeni yazısı, Ukrayna Ermenileri tarafından batı tarzında kullanmaktadırlar. A. Garkavets’e göre, Ermeni Kıpçakçasıyla yazılmış metinleri doğru okuyabilmek için Ermeni transliterasyonu ve transkripsiyonu az da olsa yararlı olmaktadır. Alfabe, Ermeni Kıpçakçasının ünlü sistemini net vermediği gibi ünsüz sisteminin özelliklerini de tam olarak verememektedir [Garkavets, Hurşudyan, 2001, XXVI]. Bundan dolayı A. Garkavets Ermeni Kıpçakçasıyla yazılmış metinleri Türk transliterasyonu ve transkripsiyonuna göre okumaktadır. E. Trıyarski, E. Schütz, Y. Daşkeviç gibi Türkologlar ise Ermeni alfabesinin transliterasyonuna göre okumaktadırlar. Biz de AB’ni Ermeni alfabesinin transliterasyonuna göre okuduk.
(…)
Alġış Bitigi
Alġış Bitigi Ermeni alfabesiyle, fakat Kıpçakça yazılan bir eserdir. İlk sayfada belirtildiği gibi Alġış Bitigi’nin baskı tertibi Yovhanes Karmadanyents yardımıyla 27 Şubat (5 Mart) 1618’de (1061+551) başlamış ve son sayfada belirtildiği gibi 20 Mart (30 Mart) 1618’de (1067+551) kitabın baskısı tamamlanmıştır.
Alġış Bitigi dünyada yalnız Kıpçakça basılan ilk kitap değil, bu günkü bilgilerimize göre Türkçe basılan ilk kitaptır.
Adından da anlaşıldığı gibi bu bir dua kitabıdır ve “Hristiyanlar için düzenlenmiş dualar” (Bütün Hristiyanların duaları) diye geçmektedir. Bu da demek ki, bu kitap kendi Ermeni dilini bilmeyen, Kıpçakçayı ana dili olarak kabul eden Hristiyanlar için düzenlenmiştir.
Alġış Bitigi’nin İçeriği
Alġış Bitigi’nin içeriği mezmurlardan (Zebur’dan bölümler), İncil’den alınmış birkaç bölümden, Ermeni Kilisesi saat dualarından, şahsi dualardan, ilâhilerden ve Ortodoks inancının günah çıkarma açıklamasından oluşmaktadır. (…)
Alġış Bitigi’nin Dili
Alġış Bitigi’nin dili yalın ve sadedir. Eserde geçen yaklaşık 1100 kelimenin yalnız 181 kelimesi yabancı kelimelerdir. Bu kelimeler Arapça (92), Farsça (56), Ermenice (123), Polonya (3) ve Slav (2) dillerinden geçmiştir. Eserimiz dinî bir eser olduğundan diğer dillerden geçen kelimeler çoğu dinî kelimeler ve Peygamberlerin isimleri ile ilgilidir.
Göze çarpan özelliklerden biri Ermeni Kıpçakçasının Türk olmayan bir zümre tarafından ikinci bir dil olarak kullanılmış olduğu, birçok Slav ve Ermenice kelimelerini içine aldığı ve cümle yapısını bozduğu halde, Kıpçakçanın umumî olan kurallarını korumasıdır. Böylece Alġış Bitigi Kıpçak dil grubunun özelliklerini ve kelime hazinesi bakımından dikkate değer bir eserdir.
http://www.turkleronline.com/diger/ermeniler/ermeni_kipcakcasi_1.htm
|