ERMENİ MEZALİMİ
Bu Blog İçinde Ara

Tanım

Nasıl Olsa Görgü Tanığı Kalmadı Deyip Meydanın Boş Kaldığını Zannedenler Yanılıyorlar.


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Arkadaşlarım
Free Hit Counters
Free Hit Counters

Kategoriler


Ermeni Sorunu Soykırım Gerçeği

Kürt’lerle Ermeniler Dost mu Düşman mı? –1


Tutarsızlığın Belgeseli

 

İşlerine Gelmeyen Araştırmacı;  A.J.TOYNBEE

“Arnold J.Toynbee ; (1889-1975), Londra doğumlu ve aristokrat bir ailenin çocuğu olan bu şahsiyet Oxford üniversitesini bitirdikten sonra 1915’de « Nationality and the war » adlı kitabını yayınlar. Bu dönem de Ermeni halkının soykırımı üzerine araştırma yapan Conte James Bryce’in( 1838-1922) asistan olur. «Mavi Kitap» dan aldığı alıntılarla «Les Massacres des Arméniens-Le meurtre d’une nation (1915-16) » adlı bir kitap yayınlar.

 

Comte James Bryce’in, « Mavi Kitap » adlı çalışması, 600 sayfanın üzerindedir. Elindeki 150 kapsamlı belge bunun dışındadır. A.J.Toynbee’nin kitabı ise, 180 sayfadır ve Comte James Bryce’un çalışmasından yararlanmıştır. Comte James Bryce’un çalışmasında gerçekler, tanıklar tarafından aktarılmışlardır. Raporlar mevcuttur. Suçlular bellidir. Doğru adresler gösterilirler.

 

A.J.Toynbee bağımsız davranamamasından dolayı tarihin en büyük yanılgısına düşer. Kendisinin Kürt halkına yönelik değerlendirmeleri hakaret, aşağılama içeriklidir. Bu yorumlar, değerlendirmeler, Comte James Bryce’in değildirler, Toynbee’ye aittirler. Toynbee Kürdistan’ın tarihini bilmez. Kürdistan’ı ziyaret etmez. Kürtlerle görüşmez. Önyargılarla hareket eder;  «Kürtler, eski bir soydur. Ama bu soy vahşi kaldı. Kendi kaldıkları yerleri terk edip, Ermeni soyunun beşiği olan dağları işgal ettiler. Kürtler, çöl alanlarından çıkıp, koyunlarını ve keçilerini otlatacakları alanlar aradılar. Onlar, ülkenin ilk sakinleri olan Ermenilerin ekili tarlalarına ve köylerine kinle baktılar.

 

[…] Kürtlere gelince 1896’dan itibaren hiç değişmemişlerdi. Çünkü onlar, II.Abdülhamit’in verdiği silahlara sahiplerdi. Jöntürklerde bu silahları almak istemiyorlardı. Kürtler, resmi olarak jöntürklerden yanaydılar. Kutsal savaş ilan edildiğinde, onların durumları 1908’den önceki durumdu. Onlar, biliyorlardı ki, jöntürkler, onların ne yapmaları gerektiğine karar vereceklerdi.

 

[…] Türk-Kürt askerleri düşmanlıklardan hareket edip, kötü muamele yapmaya başladılar.” (s. 4, 125, 204, 205) “

(...)

 

Kürt Halkı Müslüman Değildir! Hakeza Korucular ve T.C. Vatandaşlığını seçenler de....

“Kürt halkı, bazı Müslüman-Sünni Kürt aşiretlerine indirgenemez. Tıpkı bu gün Kürt halkının T.C’nin silahlı birimleri olan Kürt kökenli köy koruyucularına indirgenemeyeceği gibi. Geçmiş de, katliam döneminde Kürdistan bağımsız değildir. Kürtler tarafından düzenlenmiş bir Kürt Ordusu yoktur. Kürtler İttihat ve Terakki Partisi’nin yönettiği Osmanlı İmparatorluğu’nun, Osmanlı Ordusu’nun emir erleridirler. İttihat û Terakki Partisi’nin yöneticileri tarafından yönetilirler. Emir, komuta zinciri geçerlidir. Kaçabilenler, dağlık alanlara sığınanlar, Osmanlı Ordusu’na er olmazlar. Askere alınanlarsa fırsatını bulduklarında kaçmayı yeğlerler. " 

(...)

 

İngilizler  Kürtleri, Kürtler İngilizleri Sevmez.

“İttihat û Terakki partisi mensuplarının İngiliz silahlarıyla desteklenen Büyük Ermenistan kurulacağına dair yaptırdıkları propagandalar, Pan-İslamist çalışmaları, Kürtlerle, İngilizleri karşı karşıya getirmeyi, çatıştırmayı hedefleyen yoğun çabaları sonuç verirler. Ermeni ileri gelenlerinin Kürdistan’ın sınırlarının siyasi olarak kabul görmemesi, antlaşmalarla belirlenmemesi, Kürtlerin siyasal haklarına kavuşmamaları için diplomatik faaliyetlerinde yaptıkları ataklar, Kürt ulusuna yönelik kullandıkları negatif dil ve değerlendirmeler, haksız yaklaşımlar sadece Kürt halkına zarar vermez. Akrep misali kendilerini yok etmeye doğru götürürler. 1919-23 sürecinde yönetici olan Osmanlı güçleri bu söylemleri kendi lehlerine çevirmeyi, kullanmayı başarırlar. Ermenilerin pratikleriyle Ermenileri zor durumda bırakırlar.

 

Paris Barış görüşmeleri sırasında, nüfus oranlarını tespit etmesi amacıyla da görevlendirilen, 1919 yazında bizzat Kürdistan’ı, Kürt aşiretlerini ziyaret eden, onlarla yüz yüze görüşmeler yapan, Ermeni ileri gelenlerinin söylemlerini bizzat dinleyen İngiliz binbaşının raporlarında yer verdiği cümleler;“ Kürtlerin Avrupa’daki güzel ve temiz imajları Sultan Abdülhamit’in Kürtlerden oluşturup kurduğu “Hamidiye Alayları” ile kirlendi ve bozuldu. Hamidiye Alayları’nın kurulmasının görünürdeki nedeni Hristiyanlara karşı idi. Ancak esasta ve gerçekte Hamidiye Alayları Kürtlerin güçlerini kırmak, Kürt aşiretleri arasında düşmanlık yaratıp, bundan faydalanmak ve Osmanlıya karşı Kürt birliğinin oluşmasını engellemek için oluşturulurlar. “

 

 

Kim Kimin Düşmanı Karıştı.

“ [...] Ermenilerin Kürtlere yönelik katliamları büyük bir Kürt kitlesinin yok olmasına neden olmuştur. Bunun inkarı imkansızdır. Ermenilerin imha ettikleri Kürt yörelerini gözlerimle gördüm. Hiçbir zaman Kürtler, Ermeni soykırımından sorumlu tutulamazlar. Bu durum Türklerin dayatmasıyla olmuştur. Türklerin baskısı olmadığı zaman Kürtler, Ermenilerle çok iyi dostluk kuruyor ve çoğu zaman onları ölümden kurtarıyorlardı. Ermenilerin kendileri bunu çok iyi biliyorlar. Bu nedenle Majestelerinin Hükümeti Kürtleri bu konu da suçsuz bulmuştur.

 

[...]Ermeniler, Kürtleri, Hıristiyanların katilleri, vahşi hatta dilleriyle bile iftihar edemeyen kişiler olarak tanıtmak istiyorlar. Bizim bulgularımıza göre, Kürtçe geniş ve yetkin bir dildir. Kürtler de Ermenilerin katili değildir. Daha önce de söylediğimiz gibi bir çok kez Kürtler, Ermenileri Türklerden kurtarmışlardır.

 

 [...]Türkler, Kürt dilinin yazı dili haline gelmemesi için çok çalışmışlardır. Kürtçe eserlerin basımı ve dağıtımı Osmanlı İmparatorluğu’nda yasaklanmıştır. Bu durum Kürt dilinin yazı dili olmamasının esas nedenidir. Şüphesiz Kürt diline imkan tanınırsa ve okullar açılırsa bu dil hem gelişir, hem de öğrenim için yeterli bir araç haline gelir.

 

[...]Bütün İngiliz seyyahların, Fırat ve Dicle arasındaki Kürtlerin dost canlısı, konuksever ve içten insanlar olduklarını kaydetmeleri gerçekten dikkate değer bir noktadır. Sir Mark Sykes, Kürtlerin, Avrupalılara ve yabancılara dostça yaklaştıklarını belirtir. Military Report on Eastern Turkey in Asia (Asya’da Doğu Türkiye üzerine askeri raporlar) cilt IV.’de bu bölgedeki Kürtlerin dostane tavırlarından, nezaketlerinden ve konukseverliklerinden bahsedilir.

 

Kuzey Suriye’deki nüfus üzerine notlar ve değerlendirmelerde ( Intelligence, Cairo tarafından yayımlandı) Kürtler, cahil fakat aynı zamanda sevecen, konuksever gibi nitelemelere layık görülmüştür.] “

 

Kürtler Ermenilere Muhtaçtır.

“Deniliyor ki; Kürtler, Ermeniler olmadan ekonomik açıdan yaşamlarını sürdüremezler. Ancak doğru olan şudur; Kürtlerin büyük çoğunluğu Güneydoğu Kürdistan’da yaşamaktadırlar. Tüccar, zanaatkar ve dükkan sahiplerinin hepsi Kürt’tür. Ekonomik yaşantılarını da problemsiz sürdürmektedirler.”

 

Ermeniler, Kürdistan’da kendileri dışındaki insanları farklı gösterme çabasındadırlar. “Birinci kısım; yerliler, ikinci kısım; göçerler, üçüncüsü; Kızılbaş, dördüncüsü de; zazadır”diyorlar. Bu çabanın nedeni Kürtleri bir ulus olarak görmemektir.

 

Bu ard niyetli bölme çabalarının doğal olarak hiçbir bilimsel değeri yoktur. Bütün bu sayılan kesimler, Kürtçe konuşuyor, Kürt giysilerini giyiyorlar ve bir sorunu ortaklaşa çözüyorlar. Böylece yekpare bir Kürt ulusu oluşturuyorlar. (Köy korucuları ve Sünni Müslüman olanları hariç)”

 

 

Kürt ve Ermeniler Bu Bölümde Dostturlar!

“[...]Ermeniler, Kürtlerin dostça davranışlarını ve ülkelerinden geçerken Ermeni sürgünlere yaptıkları yardımı övgü ve minnet dolu sözlerle anlatmaktadırlar.

 

[....]Kürtlerin, Ermenilere karşı gösterdikleri dostane tutuma dair verdiğimiz bu iki örnek istisna değil. Kürtlerle Ermenilerin beraber yaşadıkları her yerde bunun gibi yüzlerce örneğe rastlamak mümkün. “

 

Yok Canım! Çok İyi Bilindiği  Gibi, Sadece Bazı Kürtler Ermeni Katliamı Yapmıştır.

“Elbette bazı Kürtler çok iyi bilindiği gibi Ermeni katliamına katılmıştır. Ancak bölge de hakim olan yöntemin, hem dünyevi, hem de ruhani otoritesinin bulunduğu ve bu otoritenin Ermenileri katletmeyi ve mallarını yağma etmenin sadece kanunen meşru kılmakla kalmayıp, din açısından da caiz kılarak fetva çıkardığını düşünürsek, Kürtler gibi ilkel ve cahil bir toplumun bir çok üyesinin Osmanlının bu isteklerini yerine getirmeye hazır olması ne kadar anlaşılmazdır. [....] “

 

Zaten Onların Kürtlere ait nitelikleri kaybolmuştur.

“Kürtlerin şehirlerde yaşayan kesimlerinin katliam için suçlandıkları görülmektedir. Bu kesimler Türklerle yakın ilişki içerisindedirler ve sahip oldukları bütün kötü alışkanlıkları, özellikleri Konstantinopolis efendilerinden almışlardır. Böyle insanlar Kürt milli hissiyatını kaybetmiştir. Onlar, İttihat ve Terakki’den etkilenmiştir. Kürtlere ait nitelikleri kaybolmuştur. Bu tipte Kürtler, Türkler tarafından Avrupalı konuklar için yaratılmıştır.”

 

Kürtler çekilin Aradan Bu Ermeni Türk Sorunu!

“Ermeniler ve Türkler aynı sebeplerle Kürtlere karşıdırlar. Yani, bir toplum olarak Kürtlerin kabulü, her ikisinin de egemenlik iddialarına büyük bir darbe olacaktır. Şimdiye kadar hem Türkler, hem de Ermeniler, arenadaki tek yarışmacının kendileri olduklarını düşündüler. Zafer ümidiyle yaşadılar. Ermeniler, Avrupa’nın desteğine, Türkler ise Müslümanların ezici çoğunluğuna bel bağladılar.  Her iki taraf Kürtleri sadece önemsiz piyonlar olarak gördüler. Türkler, Kürtlere Halifeye karşı büyük saygı besleyen sadık Müslümanlar olarak yaklaştılar. Ermeniler ise, kökenlerinin Hristiyanlık olduğu, mevcut inanışlarının da Hıristiyanlığa çok yakın olduğu, Türklerin inançlarını etkileyen etkisi bertaraf edildiği takdir de birlikte mutlu bir hayatı paylaşacakları iddialarıyla Kürtleri kendi yanlarına çekmeye çalıştılar. “

 

Yok Yok!. Türkler Değil Kürtler Yaptı. Hayıııır! Türkler Yaptı!..

“Şimdiye dek aşağılanan, hor görülen Kürt insanı, şimdi arenaya çıkıp, kendisinin ülkedeki en kalabalık, en güçlü öğe olduğunu ve kuvvetlerini haince ülkelerini işgale hazırlayan rakiplerini hiç bir planına alet olmayacağını belirtecek. Ermeniler ve Türkler asıl katliamcının Kürtler olduğunu beraberce haykırıyorlar. Türklerin, Pirre Loti’den, Ermeni katliamının, “soylu” Türkler tarafından değil, “barbar” Kürtler tarafından yapıldığına dair Paris’te bir kitapçık yayınlamasını istedikleri unutulmamalıdır.

 

 

Bize Tarihimizi Kim Öğretti yahu?

A.J.Toynbee, Osmanlı İmparatorluğu’ndan, 1914-18 ittihatçı ve 1919-23, Kemalist diktatörlüğün kuruluş aşamasına kadar geçen dönemlerdeki gelişmelerden haberdar değildir. Jöntürklerden olup ta, Teşkilat-ı Mahsusa’nın içinde yer alan kişileri, bunların katliamlardaki görev, yetki ve sorumluluklarını, soykırım, sermaye transferi politikalarını bilmiyor. Teşkilat-ı Mahsusa’dan haberdar değildir. I ve II.Teşkilat-ı Mahsusa’ların kurulma nedenlerini, amaçlarını, çalışma yöntemlerini bilmeyen biri o dönemi sağlıklı olarak değerlendiremez. Gelişmeleri kavrayamaz.

 

Bir araştırmacı olarak hangi kaynaklara, kişilere başvurduğunu öğrenmek istediğim de, Teşkilat-ı Mahsusa kadrolarıyla görüşmeler yaptığını, onların etki alanlarına girdiğini, manipülasyona uğradığını açıkça gördüm. Kitabında, Adnan ve Halide Edip Adıvar, Rauf Orbay ve Fethi Okyar’la kurduğu ince dostluktan bahsetmektedir. Bu kişilerin Teşkilat-ı Mahsusa’nın  yöneticileri, kadroları olduklarını bilmemektedir.

 

 

Türkler Ağzıyla Kuş TutsaHiç Bir Millete Yaranamazlar. (Buna İhtiyaçları yoktur zaten.)

Örnegin H.Edip Adıvar, Ermeni jenosidi döneminde, Suriye’de “Yetimler Müdüresi”dir. Ermeni jenosidinden geriye sağ kalan yetimleri Türkleştirmekle görevlendirilmiştir. Beyaz katliam yapmaktadır. 

 

Bafra Nebyan Çeteleri Katliamdan(!) Sonra mı Yoksa Önce mi Oluştu?

Çerkez F.Okyar’a gelince; sadece Şubat 1922’nin başında İçişleri Bakanı olarak Tokat, Amasya, Samsun valilikleriyle yaptığı görüşmelerden sonra, Pontoslulara yönelik olarak yaptığı tehdit vari konuşmalar ve kendisinin komutası altındaki, Cemil Cahit Bey’in komutanlığındaki ordu birliklerinin 6 Mart 1922’de başlattıkları katliamlar, Bafra’daki Pontosluların katledilmelerinden sonra da, bölge de katliama devam edilmesini istemesi, yönetmesi azımsanacak, önemsenmeyecek bir durum değil.

 

A.J.Toynbee  sadece bu gelişmeyi bilmiş olsaydı ve objektif bir tarihçi gibi tavır almış olsaydı, sofralarına oturduğu kişileri farklı noktalardan gözlemlemeye başlayıp, onların kullandıkları cümlelerin sonlarına soru işaretleri yerleştirip, gerçekleri öğrenmek isteyebilirdi. Pontosluları tanıma, görüşme zahmetine katlansaydı, kurbanların aktarımlarıyla gerçekleri yazmış olacaktı.”

 

Ermenilerin Sıkıntıları

J.Bryce’in kitabında kaynak olarak yararlanılan, uluslararası basında tanınmış  gazetelerde yayınlanmış olan yüzlerce makaleyi aktararak, soykırımların nerede, nasıl, kimler tarafından gerçekleştirildiklerine değinir.

 

 “Yunanlılar, Romenler, Sırplar, Bulgarlar, Arnavutlar, Alsace-Lorainsliler, Polonyalılar, Çekler, Slovaklar, Hırvatlar, vs. başkaldırdılar. Onlar, şimdi özgürdürler. Yeryüzünde adaletin olduğunu biliyorlar. Ne yazık ki Ermeniler, mezarın dibindedirler.

 

[...]Biz bir Kaiser’i, bir Hindenburg’u, bir Ludendorff’u, yendik. Biz, bir M.Kemal’e yenildik. (İşte mesele buradaaaa!. Çünkü, TBMM’ye  Türk, Kürt ve Laz’lardan başka kimse kabul edilmedi! Sıkıntı burada. Kompleks, aşağılık kompleksi....)

 

[...]Tarihin en büyük cinayetlerinin avukatlarına ne diyebiliriz? Onlar, inkarcıdırlar. İnkarcı olmaya da devam ediyorlar. Üstelik, suçsuzları suçlu olarak gösteriyorlar. Ne Hamidiye Alayları’nın 1894-96, ne de 1909 Cilicie katliamlarına değinmek gerekir. Hiç kuşkusuz bütün bunların, bu olayların tek sorumlusu jöntürklerdirler. Bunların sorumluluğu da jöntürklere aittir.   

 

[....]Enver Paşa’nın tutumuna gelince; M.Morgenthau’ya açıkça şunları söyler; “Siz tamamen yanılıyorsunuz. Bu ülkenin mutlak sahipleri biziz. Bize yakıştırılan etiketleri asla reddetmek niyetinde değilim. Ben gelecek bütün sorumluluğu üstlenmeyi şimdiden kabul ediyorum. Kabinenin kendisi bile zorla göç ettirme emrini verdi. Ben öyle sanıyorum ki bizim buna hakkımız var. Bilindiği gibi Ermeniler bize düşmandırlar. Üstelik burada egemen  olan biziz. Kimse bize bu konu da söz söylemeye cesaret edemez.”

 

 [....]Talat Paşa, büyükelçiyle olan konuşmalarında devamla “ Ben size bu gün gelin Ermeniler konusunda ki görüşlerimizi açıklamak istiyorum demiştim. Görüşümüz; üç nokta da düğümleniyor.

 

Birincisi; Ermeniler, Türklerin sırtından zengin oldular.

 

İkincisi; onlar, bizim egemenliğimize karşı çıkıyorlar. Buna kararlıdırlar. Bağımsız bir devlet kurmak istiyorlar.

 

Üçüncüsü; onlar, Kafkasya’da, düşmanlarımıza, Ruslar’a açıkça yardım ettiler. Bunun için biz onları ortadan kaldırma kararı aldık.”

 

[....]Talat Paşa’nın yargılarına ve onların avukatları olan M.M.Pierre Loti ve Claude Farrére’e gelelim; gerçekten Ermeniler Türklerin sırtından mı zengin oldular? Bu ne demekti? Ermeni halkı kimin özel malına el koydu? Kimin toprağını çaldı?  Paşaların saraylarını mı soydu? Maliyeyi mi talan etti?

 

[....]Gerçek son derece basit! Devlet yönetiminden kovulan Yahudiler ve Hıristiyanlar, tarım, ticaret, sanayii ve maliye işlerinde çalışmaya başladılar.

 

[....]Sultan’ın kasasını her zaman bir Ermeni tuttu. İmparatorluk ailesi, paşalar, beyler, hep onların bankaları, doktorları, avukatları, danışmanları, mimarları, kuyumcuları, tek kelimeyle Hıristiyanlardan yararlandılar.” (Le kémalisme devant les Alliés, Edi. Du Bosphore, Constantinopolis, 1922, p. 191, 192, 193, 206, 207, 211, 212)

 

 Yani

1877'de başlayan, daha sonra da Balkan Savaşları’yla Osmanlıyı Rumelinden kovan uluslaşma süreci 1.Dünya Savaşı'nın sonlarına kadar hızlı bir tempoyla devam eder. Halkların birbirleriyle kavgalı hale gelmeleri, boğazlaşmaları Bulgar, Yunan savaşları Osmanlı sınırları içindeki, Asya’daki gelişmeleri anlatmaya yeter.

 

En başta Söylenmesi Gereken Şeyi  En Sonda Söylerseniz  Hiçbir Yere Varamazsınız?

 

YANİNİN YANİSİ HALKLARA  ÖZGÜRLÜK (Bu sözü bir yerden hatırlıyorum amaa...)

Rum, Asuri-Keldani-Süryani, Ermeni ve Kürt halklarının durumları da Osmanlı sınırları içindeki ve dışındaki uluslaşma kavgası ekseninde değerlendirilmeye alınmalıdır.

 

(Evîn Çîçek -Jenositlerin/Soykırımların Gölgesinde Türkiye’de Ulus Devlet )


Tarih: 19:06, 21/7/2006 Kategori: Ermeni PKK
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

<- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->