Tanım
Nasıl Olsa Görgü Tanığı Kalmadı Deyip Meydanın Boş Kaldığını Zannedenler Yanılıyorlar.
Bağlantılarım
*
*
*
*
 Free Hit Counters
Kategoriler
Soykırım Gerçeği
|
Amerika 'da Ermeni Faaliyetleri
Haluk SELVİ
Yrd.Doç.Dr.; Sakarya Üniversitesi Türk-Ermeni İlişkileri Araştırma Merkezi Müdürü
ABD’ye Ermeni Göçleri
Böyle bir konuda akla gelen ilk soru Ermenilerin ABD’ne ne zaman ve niçin göç ettikleri sorusudur. Bu sorunun cevabı aynı zamanda bize bu konunun temeline inme olanağı sağlayacaktır. Bugün Ermeni yazarlarının çoğu göç hadisesinin Osmanlı Devleti’nin kendilerine karşı uygulamış olduğu baskılardan kaynaklandığını iddia etmekte ve Türk düşmanlığını bu suretle ayakta tutabilmektedirler. Elimizdeki bilgiler ışığında göç olgusunun sebeplerini inceleyerek bugüne kadar Ermenilerin faaliyetlerini açıklamaya çalışacağız.
Osmanlı Devleti’nden ABD’ye Ermeni göçlerini ilk organize eden Protestan misyonerler oldu. 1800’lerin başında Amerika’daki Protestan kiliseleri, diğer din mensupları arasında çalışmaya karar verdiler. Kilise bu çalışmaları organize etmek için 1812’de yabancı misyonlar için Amerikan Masası’nı kurdu. Bu masa kendisine çalışma alanlarından biri olarak Osmanlı Devleti’nin Müslümanlarını seçti. Bu Amerika misyonerlerinden ilki 1820’de Anadolu’ya geldi. Osmanlı Devleti kanunlarına göre Müslümanların dinini değiştirmek için faaliyetler yasaklandığından misyonerler yerli Hristiyanları seçtiler. Misyonerler öncelikle eski Apostolik Kilisesi’ni yanlarına çekmek için reform yapmayı, bu mümkün olmadığı takdirde bu yerli Hristiyanlar arasında bir Protestan toplumu oluşturmayı istediler. Rum Ortodoks toplumu Amerika Protestanlarına pek ilgi göstermediler, fakat Ermeniler bu konuda çok istekli idiler. Bu sebeple Protestan okulları, tıbbî klinikleri ve kiliseleri Ermenilerle dolmaya başladı. Ermeniler arasında talebin olması Amerikan Masası’nı genişletti ve programı dünyanın diğer bölgelerindekinden daha geniş oldu(1).
Anadolu’daki Amerikan misyonerler 1891’e kadar 9 kolej kurdular. Bunlar İstanbul’da Robert Koleji (1862), Beyrut’ta Beyrut Üniversitesi (1864), İstanbul’da Amerikan Kız Koleji (1873), Antep’te Merkezi Türkiye Koleji (1876), Harput’ta Fırat Koleji (1878), Maraş’ta Merkezi Türkiye Kız Koleji (1882), Merzifon’da Anadolu Koleji (1886), Tarsus’ta St. Paul Enstitüsü (1888) ve İzmir’de Uluslar Arası Kolej (1891) (2).
Misyoner Okullarında eğitim gören genç öğrenciler, eğitimlerini tamamlamak için Amerika’ya gitmeyi düşünmeye başladılar. Bunlar arasından seçilen gençler misyonerler tarafından Amerika’ya gönderildi. Misyonerler bunların geri dönerek misyoner okullarında öğretmenlik, papazlık veya kliniklerde yardımcılık yapmalarını umuyorlardı. Fakat bu öğrencilerin çoğu geri dönmediler, Amerika’da kalanlar kendilerine yeni bir yol çizdiler(3).
Bu ilk giden öğrencilerden sonra tüccarlar Amerika’ya gitmeye başladı. Bu öğrenciler ve tüccarlar hızla Amerika’ya adapte oldular ve göçmenlerin liderliğini yaptılar. 1880’lerde bunlara yeni bir grup Ermeni daha katılmaya başladı. Bu yeni gelenler daha fakir olan Anadolu köylüsü idi. 1870’lerin sonundan itibaren gelen bu göçmenler özellikle Harput bölgesindendi. ABD’ye gelen Ermenilerin %40’ı Harput bölgesindendi ve % 90’ı bekârdı. 1885’te New York’da ilk okulları olan Ermeni-Amerikan Vadookian Okulunu kurdular. İlk gazeteleri “Aregak” (Güneş) 1888’de Jersey City’de yayınlanmaya başladı. Böylece Amerika’daki Ermeniler organize oluyorlardı(4). Amerika’ya ilk büyük Ermeni yerleşimi 1883’te California’nın Fresno şehrine oldu. Eğitim amaçlı göçenler daha çok New York’ta, ekonomik amaçlı göçenler Worcester şehrinde yerleşiyorlardı(5).
1880’lerin sonunda Amerika’ya siyasî göçmen Ermeniler de gelmeye başladı. Bunlar Osmanlı Devleti’nden kaçan ihtilalcilerdi. Bu ihtilalciler 1887-1890 arasında Amerika’da hücreler kurmaya başladılar. Bunlardan en önemlisi Ermeni Milliyetçisi Sympad Kaprielian idi. Kaprielian 1886’da Osmanlı Devleti tarafından yakalanarak sürgün edildi ve New York şehrine yerleşerek Amerika’daki ilk Ermeni İhtilâl Gazetesi Haik’i çıkarmaya başladı(6).
Washington Elçisi Mavroyani Bey 29 Mart 1892 tarihinde Hariciye Nezareti’ne gönderdiği yazısında Amerika’daki göçmenlerin durumunu ve sayılarını şu şekilde veriyordu:
“1890 senesi zarfında Amerika’ya hicret eden ahali 455.302 nüfus iken Haziran’da son bulan 1891 senesi zarfında 560.319 kişi hicret eylemiştir. 1890 senesinde Muhacirin-i Osmaniye 2.167 idi. Tebaamızdan Amerika’ya en fazla hicret edenler Suryanidir. Bunlar kendi işleriyle iştigal etmekte olup hiçbir siyasi maksatları yoktur. Bunlardan sonra Ermeniler gelir. Ermeniler hoşnutsuzluk izhar etmekte olup Osmanlı Devleti’ni aşağılamaya çalışmakta iseler de efkar-ı umumiyeye karşı çalışmaları neticesiz kalıyor... Amerika’da mukavelenameleri kararlaştıran Heyet-i Ayan (senato)dır. Velhasıl Ermeniler bunları kendi efkar ve maksatlarını kabul ile Hükûmet-i Seniyyenin efkar ve tasavvuratı aleyhinde bulunmaya sevk ve imaleye çalışıyorlar. Heyet-i Ayan azası (senatörler) ise her ne kadar kendi memleketlerinin işlerine vakıf ve bilgileri var ise de içlerinden ekserisi Devlet-i Aliyenin ahval-i hakikiyesine vakıf olmadığı cihetle hem Devlet-i Aliyeyi hem de Kanun-ı Esasileri gereğince kendi rey ve kararlarıyla hareket ederek Amerika Hükûmetini müşkül duruma düşürüyorlar”(7). Ermeniler daha ilk göçlerden itibaren Amerika Senatosu üzerinde etkin olmak için çalışmaya başlamışlardı.
Amerikan kayıtlarına göre, 1854’te Amerika’da 20 Ermeni bulunuyordu, bu sayı 1870’e kadar 70 civarına ulaştı. Şüphesiz bu kayıtların dışında gelen Ermeni göçmenler de vardı. Bu gelenlerin tamamı Amerikan misyoner okullarında eğitilmiş gençler değildi, bazıları Yeni Dünya’ya büyük fedakârlıklarla talihlerini aramaya gelmişlerdi. Bunlar Massachusetts, New York, New Jersey ve Pennsylvania’nın fabrikalarında iş buldular. Göçmen Ermeniler aynı fabrikalarda çalışmaya, aynı yerde yaşamaya önem verdiler ve karşılıklı yardımı öne çıkardılar. Bu kapalı çevrede birkaç küçük Ermeni işyeri, kahvehaneler, manavlar, ayakkabı tamircileri ve sosyal hizmetleri görecek diğer küçük yerler açıldı. 1890’a kadar Amerika’da Ermenilerin sayısı 2000’e, 1900’de 15-20 bine ulaştı. 1904 yılından itibaren ekonomik ve siyasî sebeplerden dolayı Rusya’dan da ABD’ye göçler başladı. 1899-1924 yılları arasında Rusya’dan 3.500 Ermeni Amerika’ya göç etmişti. Aynı tarihler arasında Osmanlı Devleti’nden göçen Ermeni sayısı 51.950 idi. Bunların hemen hemen hepsi genç ve bekâr insanlardı ve aralarında Ermeni yetimleri de vardı(8). Çoğu ilk günlerde Amerika’da geçici süre kalacaklarına inanıyorlardı, amaçları ailelerine para göndermek ve dönüş için yeterli parayı biriktirmekti(9). Bugün Ermeni araştırmacılarının tamamı 1890-1923 yılları arasındaki göçleri Anadolu’da meydana gelen olaylara ve Türklerin bu Ermenilere kötü muamele ettiğine bağlamaktadırlar(10). Oysa özellikle 1890-1896 arası göçün temel sebebi tamamen maddî sebeplerden kaynaklanıyordu. Suriye’de hiçbir karışıklık olmamasına rağmen en çok göç buradan oluyordu.
Amerika’ya göçen Ermeniler manevî ihtiyaçlarını gidermek için de bir araya gelmişlerdi. Ermenistan dışındaki Ermeni toplumunda merkezî bir politik oluşumun eksikliği, kiliseyi toplanma merkezi ve toplum hayatının odak noktası yapmıştır. Göçmenler kiliseyi ruhsal yuvaları olarak görmüşlerdir ve onu koruyucu ve lider olarak seçmişlerdir. Bu Ermeniler için Ermeni Kilisesi milliyetçiliğin başlıca kalesidir. Göçmenler için kilise, milletin manevî, kültürel değer ve başarılarının esası, ideallerinin ve hedeflerinin bir göstergesi, millî hayatın etrafında dönmekte olduğu bir cazibe merkezidir(11).
1880’lerin sonunda yaklaşık 1000 Ermeninin yaşadığı Worcester şehri Ermenilerin Amerika’daki ilk kiliseyi kurdukları yerdi. 1888’de Worcester’a gelen ve Osmanlı Devleti tarafından aranmakta olan Mıgırdıç Portakalyan Ermenileri bir kilise kurmaya sevk etti. Burada ilk olarak bir Ermeni kulübü kuruldu. Kulübe 250 kişi katıldı ve kiliseyi kuran da bu kulüp oldu. Muş’ta eğitim görmüş olan Joseph Sarajian da 1889’un ortalarında Amerika’ya gelmiş ve kilise kurma faaliyetlerine başlamıştı. 18 Ocak 1891’de binlerce Ermeninin katılımıyla Holly Saviour Kilisesi açıldı. Worcester’deki bu açılışı diğer bölgelerdeki kilise açılışları takip etti(12). Bu kiliseleri Ermeni Protestanlar kendi papazlarıyla şekillendirmeyi başardılar, İstanbul Ermeni Patrikliği Amerika için ilk papazları gönderdi(13). Bu papazların Amerika’ya gönderilmesinde eski Ermeni Patriği Mıgırdıç Kırımyan’ın önemli rolü oldu. Kırımyan, Osmanlı Devleti’nin Ermenilere yaptığı sözde zulmü dile getirmek için 1878 Berlin Kongresi’ne katılmış fakat bir şey elde edemeden geri dönmüştü. Dönüşünde Ermenilere hitaben verdiği vaazında, “Ermeni halkı, elbette kılıcın neler yapabilmiş olduğunu ve neler yapabileceğini çok iyi biliyorsunuz ve böylece baba toprağına, akraba ve dostlarınıza döndüğünüzde silâhlanın ve yine silâhlanın. Her şeyden önce özgürlük umutlarınızı kendinize bağlayın, kendi yumruğunuzu kullanın, insan kendi kurtuluşu için kendisi çalışmalıdır” diyordu(14). Kırımyan’ın bu tavsiyelerine şüphesiz ki ilk uyacak olanlar onun atadığı papazlar olacaktır. Nitekim Amerika’ya gönderilen papazların faaliyetleri de bunu göstereceklerdir. Amerika’daki Ermeni cemaati çalışmalarında kiliselerden sonra siyasî partiler de önemli bir rol oynadı. Worcester Ermeni Kulübü 1890’ların başında Hınçakların yazdıkları ile tanışmaya başladı. Hınçaklar kısa sürede New York, Worcester, Boston ve Lawrence’e yayıldılar. Amerika’da Hınçakların ilk idarecisi, Cenova’da partinin kurucularından olan Nişan Garabedian’dı. Osmanlı Devleti tarafından sınır dışı edilmiş olan Protestan Karekin Chitician da Amerika’daki Hınçak liderlerindendi, fakat Ermeniler tarafından pek sevilmiyordu. Garabedian, Anadolu’yu dolaşmış, Patrik Kırımyan ile görüşmüştü, parti kurucusu Nazarbeg tarafından Amerika’ya gönderilmişti(15).
Hınçakların Amerika’da ilk çalışmaları halk toplantıları idi. Worcester’da 600-700 göçmenin katıldığı millî şarkıların söylendiği toplantılar yapılırdı. Bu toplantılarda Garabedian ve yardımcısı Bedros Keljik Türkiye’deki zulümden bahsederek silâhsız bağımsızlık olamayacağını söylüyorlardı. Ayrıca ihtilal için savaşın çok masraflı olduğunu söyleyerek para topluyorlardı. 1894’e kadar Garabedian Amerika’da 10.000 dolar toplanmıştı(16).
Bu Ermenilerin hemen hemen tamamı İngilizce bilmedikleri için, gece kurslarında İngilizce öğrenmeye başladılar. Bazı Ermeni araştırmacılar böylece Ermenilerin asimile olmaya başladıklarını yazarlar. Onlara göre, Ermenice onları anavatana ve birbirlerine bağlayan tek bağdı, böylece Ermeniler ruhlarını kaybettiler(17).
1970’lere gelindiğinde ABD’ndeki Ermenilerin sayısı 350.00-400.000’e ulaşmıştı. Bugün ABD’nde 800.000 civarında Ermeni vardır ve sadece Boston’da 50.000 Ermeni yaşamaktadır(18).
ABD’ndeki Ermenilerin Propaganda Faaliyetleri
Propagandaya büyük önem veren Ermeni komiteleri, gazete, dergi, beyanname ve duvar afişleriyle Amerikalıların Türkler hakkındaki düşüncelerini kendi lehlerinde oluşturmaya gayret ediyorlardı. Bu yazılar Avrupa, Merzifon ve Sivas’ta basılıyor gönderildikleri yerlerde gerekirse teksir edilip dağıtılıyordu. Basın yoluyla dünya kamuoyunu etkilemeye çalışan komitelerin kurduğu sistem şöyle işliyordu: Evvela Anadolu’da zoraki bir olay çıkartılıyor, bunu yerel makamların Ermenileri tutuklaması takip ediyor, orada bulunan din görevlisi olayı patrikliğe, konsolos bağlı olduğu sefire ve bakanlığa, misyoner de bağlı bulunduğu teşkilâta arzu ettiği gazete ve sefaretlere, onlardan da dünya basınına intikal ediyordu. Ve haber döngü bir çığ gibi büyüyordu. Bu aslında Hınçak nizamnamesinin bir gereği idi(19).
Amerika’daki Ermeniler de ihtilâl fikirlerini Amerika halkına ve idarecilerine kabul ettirmek, Osmanlı Devleti’nin zalim bir devlet olduğunu ispatlamak için yoğun bir propaganda faaliyeti gösterdiler. Bunun için iki yol seçtiler; bunlardan birincisi, gazetelerde yazılar yayınlamak, ikincisi de sık sık mitingler tertiplemekti.
Ermenilerin Amerika’da çıkardıkları ilk gazete Kaprilian’ın Haik Gazetesi’dir. Bu gazete Ermenileri kurtarmak için silâh ve savaşın gerekli olduğunu yazarak Ermenileri tahrik ediyordu(20). Haik Gazetesi, Anadolu’nun bazı vilâyetlerinde devrimci ilânlar sergileyen afişler asıldığını Amerikalı Ermenilere duyurarak Anadolu’yu karışık bir hâlde gösteriyor, yabancı basın yoluyla da Ermeni davasına yardımcı olacak fikirleri dünya kamuoyuna aksettirmeye çalışıyordu. Ayrıca Osmanlı Devleti’nin dışta itibarını sarsmak için Ermenilere yapılan şiddet, işlenen suç ve kötülüklerin yayınlanmasını istiyordu(21).
New York şehrinde çıkan Haik Gazetesi 15 Ekim 1892 tarihli nüshasında, Ermenilerin bulunduğu her yerde komite kurulmasını ve bunların üstünde Avrupa’da bir merkezî komitenin bulunmasını istiyordu(22). Bu fikrini kuvvetlendirmek için de İngiliz Başbakanı Gladstone’un fikirlerini ve onun Ermenilerin bulundukları yerlerde komite kurmalarını ve bir araya gelmelerini tavsiye ettiğini yazıyordu(23). Ayrıca gazete bu birliğin Osmanlı Devleti’ne tazyik edebilmek için tek yol olduğunu vurguluyordu(24).
Gazete 1 Ekim 1892 tarihli nüshasında, Anadolu’da Arapkir taraflarında meydana gelen olaylardan bahsederek Müslümanların Hristiyan Ermenilere zulmettiğinden bahsetmiş ve “Bütün bunlara rağmen Ermeniler mallarını dahi satıp silâhlanmaktadırlar ve bu konuda büyük maharet göstermektedirler” diye yazıyı bitirmiştir(25).
Amerika’daki Ermeniler, Amerika gazetelerini de kendi lehlerinde yazılar yazmaları konusunda ikna etmek için ellerinden geleni yaptılar. New York Ermenilerinden bir kısmı New York’ta 10.000 Ermeninin oturduğunu, hangi gazetede davalarına yer verilirse ona abone olacaklarını basına bildirmişlerdi(26). Bu teşebbüslerin etkisi de oldu. 21 Mart 1894 tarihli Worcester Daily Spy Gazetesi “Acı Çeken Ermenistan” başlıklı yazısında Hınçak lideri Nisen Garabetyan ile bir röportajını yayınlıyor ve Ermenilerin eğitimli, ilerleme isteği olan, medeni insanlar olduğunu Türklerin şu anda Anadolu’da bu Ermenilere zulüm yaptığını yazıyordu(27).
1894 Ağustos’unda meydana gelen Sasun ayaklanması ve bunun sonunda meydana gelen olaylardan sonra Amerika’da Türkiye aleyhine büyük bir propaganda patlaması oldu. Ermenilerin ayaklanma çıkardıkları göz ardı edilerek sırf Hristiyan oldukları için kılıçtan geçirildikleri ileri sürüldü. Kiliselerde Türkleri lanetleme duaları, meydanlarda protesto mitingleri yapıldı. Gazetelerde ve dergilerde koyu düşmanlık yazıları yazıldı, bir çok kitap ve broşür yayınlandı(28).
Sasun olaylarında yaklaşık 900 Ermeninin ölmesini Hayk gazetesi “...10.000 Ermeni katledildi” diye yazmıştır. Ayrıca bütün Amerikalıları ve Avrupalıları bu olaya müdahale etmeye çağırdı(29).
Gazetelerden başka Ermenilerle ilgili kitaplar da propaganda vasıtası olarak kullanıldı. On yıldan beri Amerika’da bulunan teoloji ve tıp yapmış olan ve Amerika misyonerleri tarafından desteklenen ve himaye edilen Rahip Gabrielian tarafından 1893 yılında Philedelphia’da “Ermeniler ve Ararat Halkı” adında bir kitap yayınlandı. Kitapta Ermeni edebiyatı ve tarihi ile tamamen Osmanlı ve Müslümanlık aleyhinde bilgiler bulunmaktaydı. Osmanlı Devleti kitabın ülkeye sokulmaması için gerekli tedbirleri aldı(30).
1895 yılında diğer bir kitap Frederick Davis Grenee adlı Amerika Misyoneri tarafından yazıldı. Grenee dört yıl Anadolu’da görev yapmıştı ve kitabının adı “Osmanlı Devleti’nde Ermeni Buhranı ve 1894 Katliamı” adını taşımaktaydı. Bu kitapta da Anadolu’dan gelen imzasız mektuplar yayınlanarak Müslümanların Ermenileri katlettiğinden bahsediliyordu(31).
Amerika’da 1896 yılında üç kitap daha basıldı. Amerikalı misyonerlerin yayınladığı bu üç kitapta da Türk düşmanlığı vardı ve daha sonraki araştırıcılar tarafından kullanılacak temel eserlerden oldular. Bu üç çalışma şunlardı: Rahip Edwin M. Blisa, “The Armenian Attrocities”, A.W. Williams, “Bleeding Armenia”, Frederic Davis Greene, “Armenian Massacres or The Sword of Muhammed”(32).
Ermeniler bu kitaplar dışında, 1893 yılında, “Ermenilere Askerî Talim Dersleri” adlı bir kitap bastırarak dağıtımını yaptılar(33).Yine aynı yılın Kasım ayında Hınçak Partisi Worcester Şubesi’nin çıkardığı broşürde Ermenilerin Anadolu’da katliama maruz kaldıklarını ileri sürdüler34.
Ermeniler için en önemli konu Osmanlı Devletinde yürütecekleri ihtilal hareketi için para ve silâh tedariki idi. Bağış Ermeni İhtilâl Komitelerinin başlıca finans kaynaklarından biri idi. Silâh tedariki, komitelerin sıcak savaşı için kesin bir ihtiyaçtı. Bir yandan nizamnameleri gereğince her Ermeninin kendi silâhını temin etmesi istenirken bir yandan da bu silâhların komiteye giriş ve aidat paralarıyla yabancı memleketlerden dolaylı bir şekilde satın alınıp Osmanlı ülkesine gizlice sokulmasına ve yurt içinde depolanmasına çalışılıyordu(35). Yardım ve bağışın merkezi, kiliseler ve halk toplantılarıydı. Ermeni papazları gönüllü olarak veya cebren komitenin emrine girmişler hatta liderlik etmişlerdir. Worcester’daki Rahip Saraciyan burada Pazar ayinlerinde konuşmalar yaparak komitelere yardım edilmesini istemiştir. Bu tür faaliyetlerden sonra 1894 Nisan ayına kadar Amerika’daki Ermeniler 50.000 martini, 75.000 tabanca, 2 milyon tüfek ve tabanca mermisi ve muhtelif miktarlarda dinamit satın almışlardır ve Anadolu’ya göndermişlerdir(37). Bu çalışmalarına Amerikalıları da katmak isteyen Ermeniler 1 Mayıs 1894’te “Ermeni Dostları Birliği Derneği”ni kurmuşlardır(38).
Amerika’daki Ermenilerin en önemli faaliyetlerinden biri de Osmanlı Devleti içerisinde meydana gelen olaylardan sonra ve bu olayların yıl dönümlerinde mitingler tertip etmeleridir. Amerika’daki mitingleri, sayıları yirmiyi bulan ihtilâl cemiyetlerinin Chicago, Philedelphia ve Boston başta olmak üzere çeşitli şehirlerindeki şubeleri düzenliyordu. Bu cemiyetlerin ortak amacı, bütün Ermenileri Osmanlı Devleti idaresinden kurtararak bağımsız Ermenistan’ı kurmaktı. Bu cemiyetler, 1893 Şubat ayında Kayseri ve Merzifon çevresinde meydana gelen olaylarda dolayı New York’ta 200 kadar Ermeni’yi toplayarak protesto etmişlerdi(39). Yine ihtilâl cemiyetlerinden birisi olan “Büyük Ermenistan Vatansever Cemiyeti” de 25 Temmuz 1894’te 200 kişi ile New York sokaklarında dolaşarak “Türkiye Batsın, Yaşasın Ermeni İhtilâli” diye bağırmışlardı(40).
Amerika Ermenileri bu çalışmaları ile Avrupa Ermenilerini fersah fersah geride bırakmışlardı. Bunun en önemli delili New York Ermenilerinin Kumkapı Hadisesi’nin (15 Temmuz 1890) dördüncü yıldönümünde Nişan Karabetyan tarafından Boston Şehri’nde düzenlenen bir mitingde yapılan konuşmadır. Karabetyan bu konuşmasında, Osmanlı Devleti’nin insanlık için bir ağırlık olduğundan ve ortadan kaldırılması gerektiğinden bahsetmişti. Bu konuşmanın metni Londra’da neşrolunan “Armenia” Gazetesi’nde de yayınlanmıştı(41).
Osmanlı Devleti içerisinde meydana gelen olayları fırsat bilen Hınçaklar kiliselerinde papazları kullanarak epey para topladılar. New York’ta tayin olunan beş kişi bir hafta zarfında sekiz yüz dolar topladılar. Paraların çoğu bunların cebinde kalıyordu. Hınçakların Amerika’da şehir şehir dolaşan adamları vardı(42).
Ermenilerin bu yalan propagandalarına inanan Amerikalılar da Osmanlı Devleti aleyhine mitingler düzenlediler. Amerikalılar tarafından Boston’da, 15 Kasım 1894’te, Boston Valisi’nin de katıldığı bir miting tertip edilerek Osmanlı Devleti aleyhine kararlar alınmış ve bu kararlar diğer hükûmetlere de tebliğ edilmiştir(43).
Amerika’daki ihtilâl cemiyetlerinin bütün amaçları Hınçak Cemiyet Merkezi’nin çizdiği doğrultuda idi. Ermenilerin bütün gayretleri Anadolu’da karışıklık çıkarmak, bunun için maddî desteği sağlamak ve Amerikalıların ve Amerika Senatosu’nun bu konuda alacağı kararda etkili olmaktı. Çizilen bu hedefin ilk aşaması, 1892-1895 yılları arasında Anadolu’da çıkarılan karışıklıklarla sağlanmıştı. Hareketin ikinci aşaması, bu konunun Amerika kamuoyunda işlenerek senatonun dikkatinin çekilmesi idi ki Ermeniler bu konuda daha önceden çalışmaya başlamışlardı. 20 Aralık 1893’te Amerika Başkanı Clevland’a gönderilen Ermeni Artin imzalı yazıda çok önemli noktalara dikkat çekilmeye çalışılıyordu. Amerika’daki Ermeni propagandasının mahiyetini gösteren bu yazıyı burada aynen vermeyi uygun buluyoruz:
“Kongredeki nutk-ı ahirinizde Ermeni Meselesi’nden dahi bahsettiğinizden dolayı beyan-ı teşekkür ederiz(44). Bu mesele hâkim tarikiyle halledilemez. Ermenilerin en büyük talihsizlikleri şudur ki ne halde bulundukları alem-i medeniyetçe meçhuldür. Ermeniler bir hükûmet-i İslâmiyenin idaresi altında yaşayan bir Hristiyan kavmidir. İslâmların ne kadar mutaassıp oldukları malumdur. Dört yüz milyon nüfusu aşan ve gayet büyük bir kuvvete malik olan Hristiyanların din-i isevinin en büyük düşmanı olan bir millet tarafından düçar-ı mezalim olmalarına gözlerini kapamaları gerçekten gariptir. Ermeniler zeki, ilim sahibi, sanatkâr, asayişi seven ve kanaatkâr insanlardır. Bunca mezalime rağmen dinlerini koruyan Ermenilere Amerikalılar kayıtsız kalamazlar.... Amerikalıların Ermenilerin bulunduğu Osmanlı topraklarında hususî menfaatleri vardır. Zira oradaki mektep, kilise ve hastaneler için yıllık iki yüz elli bin dolar sarf etmektedir. Osmanlı Devleti’ndeki Ermenilerin şikayetlerinin nazar-ı itibara alınması için Padişah nezdinde tavassut etmenizi insaniyet namına rica eyleriz.”(45)
İlk defa, 3 Aralık 1894’te Louisiana Senatörü Newton Blanchard Ermeni Meselesini Amerikan Senatosu’na getirdi. Blanchard, Senato’ya sunduğu karar tasarısında, Türkiye’de kadın, erkek, çocuk demeden yapılan katliamların insanlık için bir yüz karası olduğunu ve tüm insanlıkça en sert biçimde kınanması gerektiğini belirtiyordu. Aynı Senato Başkan Clevland’dan bilgi istiyordu. Clevland için her şeyden önce Türkiye’deki Amerikalıların hayatını korumak önemliydi ve bu olaylarda Amerikalılara hiçbir şey olmamıştı. İstanbul’daki Amerika Elçisi Terrel de Türkiye’deki Amerikalıların rahat içerisinde olduklarından bahsediyordu(46). Ayrıca Clevland, Amerika’da propaganda yapan Ermenilere fazla güvenilmemesi gerektiğini açıklamış, onun bu açıklaması Ermenileri çok kızdırmıştı(47).
Ermenilerin senatörler üzerindeki çalışmaları 1896 yılı boyunca da devam etti. Bu propagandalar sonucu Amerika’daki Ermeniler Osmanlı Devleti’ne karşı o kadar kinle dolmuşlardı ki burada yaşayan Müslümanlara saldırmaya başlamışlardı. Özellikle Worcester’da yaşayan Müslümanlar sık sık Ermeniler tarafından tehdit ediliyordu(48).
Türkiye’deki farklı din ve mezheplere mensup kimselere yapılan muamele ile Amerika’daki emsallerini karşılaştıran bir Amerikalının “Tarafsız” imzasıyla Chicago Herald Gazetesi’nin 16 Haziran 1894’te çıkan mektubun özeti şöyledir:
“Amerika’da bir avuç Ermeni vardır. Bunlar bizim kanunlarımızın himayesi altındadırlar. Ama bunlar kendilerini üstün ırktan sanırlar ve ihtilâlci Hınçak Partisi’nin, Türk Hükûmeti ve memurlarından gördükleri tazyike karşı Türkiye’de isyan çıkaracaklarını yazarlar. Buna zeki ve gerçekten dost Amerikalılar derhal inanırlar. Eğer bu kişiler kâfi süre Türkiye’de yaşasalar, Ermeni anarşistlerinin gerçek gayretlerini göreceklerdir. Bunlar üstün ırktır. Türkler değildir. Önemli olan Amerikalıların inandırılması ve Ermenilerin cesaretlendirilmeleridir. Ermeni konusuyla ilgilenen kişiler şu iki noktayı unutmamalıdırlar:
1. Türkiye’de suç işleyenler, Amerika’dakinden daha azdır.
2. Türk hükûmeti suçluyu daima cezalandırır. Geçek şudur ki Türkiye’de suç işleyenler herhangi bir medeni memleketinkinden daha azdır.
Türkiye’de Ermeniler çok yüksek mevkidedirler. Mahkemelerde başkanlık mevkiinde olan çok Ermeni olduğu gibi devletin bütün dairelerinde görev yapanlar vardır. Bu Türkiye’deki adaleti ve toleransı gösterir. Ermeniler tarafından bunun aksinin iddiası iftiradır. Bu sebeple ABD’ne politik çağrıda bulunmaya hakları yoktur. ABD herhangi bir sebeple Türkiye’nin iç işlerine müdahale edemez”(49).
Bunlara karşı Osmanlı Devleti de şüphesiz ki çeşitli tedbirler aldı. Özellikle Washington Sefiri Mavroyani Bey bu konuda çok yoğun bir şekilde çalıştı. Fakat Avrupalı Devletlerde olduğu gibi Amerika’da da siyaset ve iç politikalar Ermeniler lehine çalıştı. Onlar bu meseleyi Osmanlı Devleti’ne karşı bir baskı aracı olarak kullanmak niyetinde idiler.
Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması ve Osmanlı Devleti’nin savaşa Almanya safında girmesi Ermenilere kendi gelecekleri konusunda yeni umutlar vermişti. Ermeniler Rusya ve İngiltere yanında yer alarak savaş sonunda bağımsız devletlerini kurabileceklerini umdular. Bu düşüncelerle Osmanlı Devletine karşı harekete geçtiler. Osmanlı Devleti kendi güvenliği için bu çeteleri sürgün edince İngiltere ve Fransa kendi kamu oylarını etkilemek için bunu savaş propagandası olarak kullanmaya başladı. Bu propagandaya ABD’nin İstanbul elçisi Henry Morgenthau da katıldı. Amerikalılara göre Ermenilerin tehcir edilmesi 1880 tarihinden beri yürütülen faaliyetlerin boşa çıkması ve yapılan milyonlarca dolarlık masrafın heba olması demekti. American Committee For Armenian and Syrian Relief isimli yardım teşkilâtı çalışanlarından gelen kişisel telgrafları 1918 yılında New York’ta “Ambassador Morgenthau’s Story” ismiyle yayınlayarak Amerika ve Avrupa kamuoyunu etkilemeyi düşündü. Bu kitap bugün de Ermeni ve Avrupalı yazarların önemli başvuru eseridir. Bu tür telgraflar savaş süresince Amerikan gazetelerinde yayınlandı. Savaş boyunca Amerika’daki Ermeniler, bu yazıların etkisiyle, Doğu Anadolu ve Güney Anadolu’daki Ermenileri para ve silâh yönünden desteklediler.
ABD, Almanya’ya karşı 2 Nisan 1917’de harbe girince Osmanlı Devleti de bu devletle münasebetlerini kesti. Buna rağmen Amerika Osmanlı Devleti’ne karşı harp ilân etmedi. Çünkü Osmanlı Devleti sınırları içerisinde pek çok Amerikan misyoner okul ve hayır müessesesi vardı. 1919 yılında Amerika’da “American Committee for Independence of Armenia” isimli bir teşkilât kuruldu. Bu teşkilât Türkler aleyhine ülke çapında faaliyet gösterdi. Amerika Başkanı Wilson’a göre savaş sonunda Doğu Anadolu’da Büyük Ermenistan Devleti kurulmalı idi. Wilson bu görüşe, Amerika’daki Ermeniler ve onlara destek olan misyonerlerin sürdürdükleri propagandalar sonucu sahip olmuştu. Mondros Mütarekesi’nden sonra İstanbul’a Yüksek Komiser olarak atanan Amiral Bristol ise başkandan farklı düşünüyor, Türkiye’nin bir bütün hâlinde kalmasının gerekli olduğunu savunuyordu(50). Birinci Dünya Savaşı sonunda yeni sınırların belirleneceği Paris Barış Konferansında, İngilizlerin isteği doğrultusunda, Amerika Kongresi’nin tasvibi şartıyla, Ermenistan’da Amerika Mandası kabul edilmişti. Başkan Wilson Anadolu’daki durumu incelemek üzere 1919 Haziranı’nda Anadolu’ya King-Crane Heyetini göndermiş, Ağustosta da Ermenistan Mandası’nın Amerikan hazinesine getireceği mali külfeti tespit için Harbord Heyetini Doğu Anadolu’ya göndermişti. Harbord Heyeti yaptığı inceleme sonunda Anadolu’nun hiçbir yerinde Ermenilerin çoğunlukta bulunmadığını görmüş ve Doğu Anadolu’da kurulacak olan bir Ermenistan için Amerika mandasının kabulünü ABD’ne ilk beş yılda 750 milyon dolara mal olacağını hesaplamıştı. Bu rapor üzerine Amerika Senatosu 1 Haziran 1920’de Ermenistan Mandasını reddetmişti. Wilson’dan sonra Başkan olan Harding Ermenistan konusunu bir tarafa bırakarak Bristol’ün tezini kabul etti. Böylece Ermenilerin savaş sonrası hayalleri Amerika açısından yıkılmış oldu.
Amiral Bristol 23 Aralık 1920’de harp günlüğüne şunları yazacaktı:
“... Çok yazıktır ki, Birleşik devletlerde halkımızın Ermeni halkının karakteri ve Ermeni memleketi diye bir şeyin bulunmadığına dair gerçek ve doğru bir fikri yoktur”(51).
1923 yılında Lozan Antlaşması imzalanınca, ABD’ndeki Ermeniler de diğer ülkelerdeki Ermeniler gibi bu antlaşmayı tanımadılar ve ABD’ni Ermenileri yüzüstü bırakmakla suçladılar. 1919 yılında, kurulduğundan bahsettiğimiz “American Committee for Independence of Armenia” isimli teşkilât adını “American Committee Opposed to the Lausanne Treaty” (Lozan Antlaşmasına Muhalif Amerikan Komitesi) olarak değiştirdi ve bu yönde faaliyette bulundu. Yayın faaliyetleri artırıldı, tanınmış siyaset ve din adamlarının barış aleyhine görüşlerinin yer aldığı broşürler dağıtıldı, senatoya protesto telgrafları gönderildi. Fakat bu faaliyetler Türkiye Cumhuriyeti ile ABD arasında normal ilişkilerin kurulmasını engelleyemedi(52)
.
ABD Ermenileri 1960 Kıbrıs Buhranı’na kadar uluslar arası alanda sessiz kaldılar. Fakat bu dönemde Türk Düşmanlığını Amerikan halkına telkin etmeye devam ettiler. 1984 yılına kadar uluslar arası alanda Türk diplomatlarına karşı çeşitli suikastlar düzenleyerek dünya kamuoyunun dikkatlerini Ermeni Sorunu üzerine çekmeye çalıştılar. Türk vatandaşlarına yönelik Ermeni saldırıları, 1973 yılında başladı. Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet BAYDAR ve Konsolos Bahadır DEMİR, 27 Ocak 1973’te yaşlı bir Amerikan uyruklu Ermeni Gurgen (Karakin) Yanikiyan tarafından şehit edildi. 28 Ocak 1982’de Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Kemal ARIKAN öldürüldü. Arıkan’ın katili Taşnak militanı Hampig Sasunyan, müebbet hapis cezasına çarptırıldı. 5 Mayıs 1982’de Türkiye’nin Boston Fahri Başkonsolosu Orhan GÜNDÜZ, uğradığı silâhlı saldırıda öldü(53). Suikastçıların çoğu Amerika’da bulunan okul görünümlü kamplarda yetiştirilmişti(54).
Doksan yıla yakındır Amerika’da “soy kırıma” uğradık diye propaganda yapan Ermeniler, halkın şuuruna büyük bir nakış işlemiştir. 1984 yılından Amerika’daki bütün Ermeni örgütleri “Amerika Ermeni Asamblesi” adı altında birleşerek bu propagandaya devam kararı vermişlerdir. Yaklaşık 1228 Ermeni lobi kuruluşu bugün ABD’nde faaliyet göstermektedir(55).
1. Dennis Papazian, “Armenians in America”, Het Christelijk Oosten, 52, No: 3-4 (2000), p. 311-312. Amerikan Misyonerlerinin çalışmaları ile ilgili olarak bkz. Uygur Kocabaşoğlu, Anadolu’daki Amerika, Ankara, 2000; Bilal Şimşir, “Ermeni Propagandasının Amerika Boyutu Üzerine”, Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu İle İlişkileri (8-12 Ekim 1984 Erzurum), Ankara 1985; Nil Sarı, “Amerikalı Misyonerler ve Ermeni Sorunu”, İstanbul Üniversitesi Uluslar arası Türk-Ermeni İlişkileri Sempozyumu ( 24-25 Mayıs 2001), İstanbul, 2001; Şenol Kantarcı, “Ermeni Lobisi: ABD’de Ermeni Diasporasının Oluşması ve Lobi Faaliyetleri”, Ermeni Araştırmaları Dergisi, Sayı:1 (Mart-Nisan-Mayıs 2001), s.139-172.
2. Dennis Papazian, “The Changing American View of the Armenian Question and Interpretation”, Armenian Review 39, No: 4-156 (1986), s. 50.
3. Papazian, “Armenians in America”, s. 315.
4. Armenians in America, From Beginning to 1924 (Internet service http.Davidahsen.aua.am. 20.3.2003).
5. Robert Mirak, Torn Between Two Lands, Armenians in America (1890 to World War I), Cambridge, 1983, s. 38-39.
6. Mirak, Armenians in America, s. 43.
7. Başbakanlık Osmanlı Arşivi (B.O.A.) Yıldız Sadaret Hususi Evrakı (Y.A.Hus.) 260/93.
8. Armenians in America, From Beginning to 1924 (Internet service http.Davidahsen.aua.am. 20.3.2003).
9. Papazian, “Armenians in America”, s. 320.
10. Böyle bir çalışma örneği için bkz.Gayane Hagopian, “The Immigration Of Armenians To The United States”, Translation: Garo Sasuni, Armenian Review, 41 (2), 1988, p. 67-76.
11. Vigen Guroian, “Armenian Genocide and Christian Existence”, Cross Currents, Fall 91, Vol. 41, Issue 3, p. 326.
12. Mirak, Armenians in America, s. 198.
13. Papazian, “Armenians in America” , s. 326.
14. Guroian, “Armenian Genocide and Christian Existence”, p. 338.
15. Mirak, Armenians in America, s. 206.
16. Mirak, a.g.e, s. 207.
17. Army Bakalian, Armenian- Americans: From Being to Feeling Armenian, London, 1993, p.6.
18. Kantarcı, “Ermeni Lobisi: ABD’de Ermeni Diasporasının Oluşması ve Lobi Faaliyetleri”, s. 149.
19. Osmanlı Belgelerinde Ermeniler, c. 11, Belge No: 34, İstanbul, 1988.
20. Mirak, Armenians in America, s. 209.
21. Amerika Sefiri Mavroyani Bey’den Hariciye Nezareti’ne 13 Mart 1893 tarihli yazı, Osmanlı Belgelerinde Ermeniler, c. 11, Belge No: 159.
22. Mavroyani Bey’den Hariciye Nezareti’ne 20 Kasım 1892 tarihli yazı, Osmanlı Belgelerinde Ermeniler, c. 11, Belge No: 75.
23. Osmanlı Belgelerinde Ermeniler, c. 11, Beelge No: 69.
24. Osmanlı Belgelerinde Ermeniler, c. 11, Belge No: 147.
25. BOA. Y.A. Hus. 267/84, lef. 3.
26. Mavroyani Bey’den Hariciye Nezareti’ne 17 Mayıs 1893 tarihli yazı, Osmanlı Belgelerinde Ermeniler, c. 12, Belge No: 111.
27. BOA, Yıldız Mütenevvia (Y. Mtv.), 93/41.
28. Şimşir, “Ermeni Propagandasının Amerika Boyutu Üzerine”, s. 106.
29. BOA, Y.A. Hus. 324/4, lef. 3.
30. Osmanlı Belgelerinde Ermeniler, c. 12, Belge No: 154 ve c. 13, B. No: 33.
31. BOA, Y.A. Hus. 327/61.
32. Şimşir, “Ermeni Propagandasının Amerika Boyutu Üzerine”, s. 106.
33. Osmanlı Belgelerinde Ermeniler, c.16, Belge No: 27.
34. Osmanlı Belgelerinde Ermeniler, c.16, Belge No: 64.
35. Türkkaya Ataöv, “Ermeni Terörizminde Silâh Sağlanması: Osmanlı Belgelerine Dayalı Gerçekler”, Ankara Üniversitesi Uluslar arası Terörizm ve Uyuşturucu Kaçakçılığı Sempozyumu, Ankara, 1984, s. 168-169.
36. Osmanlı Belgelerinde Ermeniler, c.11, Belge No: 149.
37. Osmanlı Belgelerinde Ermeniler, c.19, Belge No: 20.
38. Osmanlı Belgelerinde Ermeniler, c.19, Belge No: 63.
39. Osmanlı Belgelerinde Ermeniler, c.12, Belge No: 15, Ek-2.
40. B.O.A. Y.Mtv. 103/104.
41. Hüseyin Nazım Paşa, Ermeni Olayları Tarihi, I, s. 46.
42. B.O.A. Y.Mtv. 97/82.
43. B.O.A. Y.Mtv. 314/4.
44. ABD. Başkanı bu konuşmasında, Amerika tabiiyetine geçen Ermenilerin Osmanlı Devleti tarafından cezalandırılmasının doğru olmadığını, Ermeni Meselesinin hakim aracılığı ile halledilmesini söylemişti (B.O.A.Y.A. Hus. 314/70).
45. B.O.A. Y.A.Hus. 292/39.
46. Mirak, Armenians in America, s. 222; Şimşir, “Ermeni Propagandasının Amerika Boyutu Üzerine”, s.112-113.
47. B.O.A. Y.A.Hus. 314/43. Bu sırada Amerika kamuoyunda, özellikle misyonerler ve protestan papazlar arasında Hınçaklara karşı bir propaganda başlamıştı. Misyoner Hamlin bu propagandanın başını çekiyordu. Hınçaklar bu Amerikalılar tarafından Nihilist ve Rusya taraftarı olarak değerlendiriliyordu (O.B.E., c.18, Belge No: 60.
48. Osmanlı Belgelerinde Ermeniler, c.11, Belge No: 136.
49. Osmanlı Belgelerinde Ermeniler, c. 20, Belge No: 102.
50. Ercüment Kuran, “Amiral Bristol Raporu ve ABD’nde Türk Aleyhtarı Ermeni Propagandasının Tarihçesi”, Osmanlı’dan Günümüze Ermeni Sorunu, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2000, s.106.
51. a.g.m., s. 107.
52. Bilal Şimşir, “ABD’nde Ermeni Lobisi ve Lozan Anlaşması Kavgası”, Ermeni Araştırmaları Dergisi, sayı:3, (Kasım 200)1, s. 38.
53. http://www.belgenet.com/arsiv/ermeniteror.html.
54. Boston Globe Gazetesinin 16.10.1999 tarihli nüshasında, Boston civarında yasayan binlerce Amerikalı Ermeninin çocukluk yıllarını Franklin’deki Haiastan Kamp’ında geçirdikleri ve bu kampın dış dünyayla tanışıp kendilerine özgü kültür miraslarının öğretildiği yaz tatilleriyle özdeş olduğu, Ohio’daki federal yetkililere göre, söz konusu kampın bir zamanlar önde gelen bir Amerikalı Ermeni tarafından Türk hükûmetini hedef alan terörist eylemler için bir eğitim alanı olarak kullanıldığı belirtiliyordu.
(http://www.byegm.gov.tr/yayınlarımız/dısbasın/1999/10/18x10x99.htm# 1) .
55. Bu kuruluşlar hakkında geniş bilgi için bkz. Şenol Kantarcı, “Ermeni Lobisi: ABD’de Ermeni Diasporasının Oluşması ve Lobi Faaliyetleri”, s.139-172.
|
Tarih: 18:48, 18/5/2006 Kategori: AkilveBilim |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Ermeni Sorunu ve Türk Arşivleri
Yusuf SARINAY
Doç.Dr.; Devlet Arşivleri Genel Müdürü
Bazı ülkelerde tarihçilere bırakılması gereken geçmiş olaylar siyasî alana taşınmakta ve maalesef bilimin objektif sınırları içinde değerlendirilmesi gereken tarihî olaylar, siyasî çıkarların ve ideolojik tutumların katı önyargılarına kurban edilmektedir. Örneğin bazı ülkelerde böyle bir yaklaşımla ele alınan Ermeni sorununun, tarihin asıl kaynaklarına inilerek değerlendirilmesi gerekir. Bu konuda karar vermeden önce başta Türk arşivleri olmak üzere diğer ülke arşivlerinde mutlaka araştırma yapılarak objektif bir yaklaşım sergilenmelidir. Aksi hâlde objektif kaynaklara dayanmayan kanaatler ile subjektif yaklaşımlar uluslar arasında küllenmiş düşmanlıkları yeniden canlandırmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Tarihin yanlış yorumlanmasına ve siyasal amaçla kullanılmasına karşı objektif belgeleri sunmak biz arşivcilerin en önemli görevleri olmalıdır.
Halbuki Ermeni soy kırım iddiaları bugüne kadar doğruluğu ispatlanmamış olan hatırat türü subjektif bazı yayınlara dayanmaktadır.
Bunların başında, Aram Andonian isimli bir Ermeni tarafından 1920 yılında yazılan “Naim Bey’in Anıları; Ermeni Tehcir ve Katliamına İlişkin Resmî Türk Belgeleri” adlı kitap gelmektedir. Bu kitapta yer alan ve Talat Paşaya atfedilen telgrafların, bir soy kırım suçlusu yaratmak amacıyla üretilmiş sahte belgeler olduğu, Osmanlı Arşivi’nde yapılan incelemeler sonucu ispatlanmıştır (1). Bir başka kitap Amerikan Büyükelçisi olarak 1913-1916 yılları arasında 26 ay İstanbul’da görev yapmış olan Henry Morgenthau’nun Hatıratı’dır. Heath W. Lowry, H. Morgenthau’nun bu kitabı yazma amacının savaş karşıtı Amerikan kamuoyunu etkilemeye yönelik olduğunu belirtmekte ve bu kitapta yer alan Ermeni soy kırım iddiasını bilimsel metotlarla çürütmektedir (2). Kitabın hazırlanmasında önemli rol oynayan Morgenthau’nun tercümanı Schmavonian ve katibi Agop S. Andonian’ın Avrupa’da bulunan Ermeni örgütleri ile iş birliği içinde Osmanlı Devleti aleyhine casusluk yapan kişiler olduklarına dair Osmanlı Arşivlerinde önemli belgeler bulunmaktadır(3)Diğer bir kitap ise Arnold Toynbee tarafından yazılan “1915-1916 Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermenilere Yapılan Muamele” olarak bilinen ve 1916 yılında yayınlanan “Mavi Kitap”tır. İngiliz Hükûmeti tarafından hazırlattırılan bu kitap savaş propagandası amacıyla kaleme alınmıştır.
Ermeni iddialarına dayanak olan ve sık sık dile getirilen diğer bir kaynak ise, I. Dünya Savaşı sonrası kurulan Osmanlı Divan-ı Harb Mahkemeleri’dir. Bu mahkemeler İstanbul’u ve Osmanlı topraklarını işgal etmiş olan İtilaf devletlerinin ortak düşmanı olan İttihat ve Terakki mensuplarını mahkum etme çabası sonucunda kurulmuşlardır. Bu mahkemelerde ispatlanmamış tek taraflı suçlamalar yer almaktadır.
Yukarıda bahsedilen subjektif eserlerin dışında, Ermenilerin asılsız soy kırım iddialarını delillendirebilecekleri kayda değer bir belge bulunmamaktadır. Nitekim işgal döneminde İngilizler İstanbul’da ve Malta’da tutuklu bulunan kişiler hakkında suç kanıtlarının bulunabilmesi için Osmanlı arşivlerinde konu ile ilgili araştırma yapmışlardır. Araştırma sonucunda tutuklular hakkındaki suçlamaları ispat edebilecek nitelikte hiçbir delili mahkemeye sunamamışlardır.
İngiliz hükûmeti kendi arşivlerinde ve ABD’nin (Washingtondaki) arşivlerindeki raporlar üzerinde de araştırmalar yapmış, ancak yine hiçbir sonuca ulaşamamıştır.
Bu nedenle arşivlere inilme zorunluluğu vardır ve arşivlere dayalı bilimsel çalışmalar önyargı ve yanlı bilgilendirilmeden kaynaklanan taraflı siyasî yaklaşımları ortadan kaldıracaktır.
Başta Ermeni sorunu olmak üzere Türk arşivlerinde araştırma yapmadan yazılacak bir bölge ve dünya tarihinin eksik kalacağının bilinciyle, modern arşivciliğin ana ilkesi olan “açıklık prensibi”ni temel dayanak kabul eden Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, araştırmacılara sunulan hizmetlerde çağın gereklerine uygun yeni düzenlemeler yapmıştır. Bu çerçevede;
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü başta Ermeni sorunu olmak üzere birçok konuda tasnif çalışmalarını hızlandırarak, tamamlamış ve araştırma hizmetine sunmuştur.
Türkiye’ye yasal yollardan girmiş yabancılar ve bunların vekilleri araştırma yapacakları arşivlere veya arşivlerin bağlı bulunduğu idareye bizzat veya posta ile müracaat edebileceklerdir. Müracaat eden kişilere aynı gün araştırma izni verilmektedir. Müracaatlar, yurt dışından T.C. büyükelçilik ve başkonsoloslukları aracılığıyla da yapılabilecektir.
Tasnif edilmiş ve son işlem tarihi üzerinden otuz (30) yıl geçmiş arşiv malzemesi hiçbir kısıtlama olmadan araştırma ve incelemeye açılmaktadır.
Araştırmacılara bir iş günü içerisinde verilen belge, defter veya dosya sayısı artırılmıştır.
Araştırmacılar, araştırma ve incelemeleri esnasında arşiv yönetiminin uygun göreceği mahallerde portatif yazı makinesi veya bilgisayar kullanabilecektir.
Yine dünya bilim çevrelerine ve bilim adamlarına kolaylık sağlamak, bilginin paylaşılmasını ve öğrenmenin önündeki engelleri azaltmak maksadıyla internette bir web sayfası açılmış ve bilgisayar ortamında belge kataloglarımız yayınlanmıştır. Bu konudaki talep, istek vb. “http://www.devletarsivleri.gov.tr.” adresinden temin edilebilir.
Osmanlı dönemi arşiv belgelerinin mikrofilme alınması ve elektronik ortama aktarılması çalışmaları 2001 yılında başlatılmış olup, araştırma hizmetlerinin elektronik ortamda verilmesi hedeflenmiştir.
Bu düzenlemelerle, Türk arşivlerini çağın gereklerine uymasını sağlayarak kolay ulaşılabilir bir arşiv haline getirmek amaçlanmıştır.
Türk arşivlerinin temel ilke olarak kabul ettiği “açıklık prensibi” doğrultusunda Ermenistan, Rusya ve Ermeni Patrikhanesi ve bağlı kiliselerdeki arşivlerinde bulunan konuyla ilgili belgelerin de açılması ve meydana gelen olayların tarihçiler tarafından objektif bir şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Osmanlı Arşivlerinde genel olarak Ermeni sorunu ve tehcir uygulaması ile ilgili Sadaret Evrakı, Zaptiye Nezareti, Yıldız Sarayı Evrakı, Meclis-i Vûkela Mazbataları, Şurayı Devlet, Dahiliye Nezareti ve bağlı kuruluşları (Emniyet-i Umumiye ve Şifre Kalemi vb.) ile Hariciye Nezareti’ne ait fonlarda yüzbinlerce belge bulunmaktadır.
Nitekim Osmanlı arşiv belgeleri objektif bir şekilde değerlendirildiğinde, Osmanlı Devleti’nin son elli yılına damgasını vuran Ermeni sorununda dönemin büyük devletlerin desteği ile Ermeni Komitacılarının 1890’lı yıllarda başlattıkları terör olaylarının Birinci Dünya Savaşı içinde silâhlı isyana kadar vardığı görülecektir.
Osmanlı hükûmeti sevk ve iskân uygulamasını o günün şartlarında bir kanuna dayandırmış, keyfî bir uygulamaya gitmemiştir. Öncelikle İçişleri Bakanlığı 24 Nisan 1915 tarihinde Ermeni Komite merkezlerini kapatarak, komite ele başlarının tutuklanması için emir vermiş, İstanbul’da 2345 Ermeni komitacı tutuklanmıştır. Ancak olayların giderek tırmanması ve Van olayları üzerine, 27 Mayıs 1915 tarihinde, “Vakt-i Seferde İcraat-ı hükûmete karşı gelenler için cihet-i askeriyyece ittihaz olunacak tedbir hakkında kanun” kabul edilerek yürürlüğe konulmuştur.(4) Osmanlı hükûmeti bu yasayı çıkararak halkın güvenliği ve cephe gerisinin emniyeti bakımından gerekli görülen yerlerdeki halkı, savaş alanından uzaklaştırma ve güvenlikli bölgelere sevk etme kararı almıştır.
Bu kanunla askerî yetkililere; asayişi bozan silâhlı saldırgan ve direnişçileri, casusluk ve vatana ihanet eden köy ve kasaba halkını tek tek veya toplu hâlde başka yerlere sevk ve iskân etme yetkisi veriliyordu. Dört maddelik olan bu kanun tamamen devleti ve kamu düzenini korumaya yönelik, şiddete karşı yetki kanunudur. En önemli özelliği ise, kanun metninde herhangi bir etnik veya dinî grubun belirtilmemiş olmasıdır. Ayrıca kanunda tehcir kelimesi geçmemekte sadece “diğer mahallere sevk ve iskân” ibaresi kullanılmaktadır.
Diğer taraftan çıkarılan sevk ve iskân kanununun uygulanması, idarecilerin yorum ve kabiliyetlerine bırakılmamış, uygulamada idarecilerin neyi nasıl yapacaklarına dair kararlar alınmıştır.(5) Bu amaçla çıkarılan kanun ve talimatnamelerle sevk ve iskânın nasıl yapılacağı ayrıntılarıyla hükme bağlanmıştır. Buna göre; göçe tâbi tutulan ahali, kendilerine tahsis edilen bölgelere rahat bir şekilde, can ve mal emniyetleri sağlanarak nakledilecektir. Yeni evlerine yerleşene kadar iaşeleri göçmenler ödeneğinden karşılanacaktır. Eski malî ve iktisadî durumları göz önünde tutularak kendilerine emlâk ve arazi verilecek, muhtaç olanlara hükûmetçe mesken inşa edilecek, çiftçi ve zenaat erbabına tohumluk ve alet temin edilecektir. Geride bıraktıkları taşınabilir mal ve kıymetler kendilerine uygun şekilde ulaştırılacaktır. Ermenilerin boşalttıkları şehir ve köylerdeki gayrimenkulleri tespit ve kıymetleri takdir edildikten sonra bu köylere yerleştirilecek muhacirlere tevzi edilecektir. Muhacirlerin zeytinlik, dutluk, bağ, dükkân, fabrika, depo gibi gelir getiren yerleri müzayede ile satılacak veya kiraya verilecek ve bedelleri sahiplerine ödenmek üzere mal sandıklarınca emanete kaydedilecektir.
Ayrıca Osmanlı hükûmeti göçün düzenli ve güvenli bir şekilde uygulanması ve sevk edilen Ermenilerin can ve mallarının korunması amacıyla mümkün olan önlemleri almak için büyük çaba harcamıştır. Ermenilerin sevki esnasında meydana gelen suistimalleri incelemek üzere, Temyiz Mahkemesi ile Şuray-ı Devlet üyelerinden ve ceza mahkemeleri başkanlarından 15 Eylül 1915 tarihinde soruşturma komisyonları oluşturup Anadolu’ya gönderilmiştir.(6) Hükûmet özellikle can ve mal emniyetinin üzerinde önemle durmuş ve gerekli tedbirlerin alınması için devamlı talimatlar vermiştir.(7) Bu konularda suç işleyenler veya ihmali görülenler sıkıyönetim mahkemelerine sevk edilmişlerdir. Suçlu bulunarak mahkemeye verilen 1397 kişi çeşitli cezalara çarptırılmıştır.
Tehcir sırasında İstanbul’dan Dahiliye Nazırı Talat Paşa tarafından taşra yöneticilerine gönderilen talimatlar ve hükûmet tarafından alınan kararlar oldukça dikkat çekicidir. Bu talimatlarda,
1- Sevk edilen Ermenilerin canlarının korunması ve iaşelerinin sağlanması, suistimali görülen görevlilerin görevlerinden alınmaları ve Divanı Harbe teslim edilmeleri,
2- Katolik, Protestan ve hasta Ermenilerin sevk edilmemesi,
3- Devlete ihanet etmeyen ve Komitelerle ilişkisi olmayan Ermenilerin sevk edilmemesi,
4- Kimsesiz ve muhtaç Ermenilerin iaşesinin temin edilmesi,
5- Sevk edilen Ermenilerin mallarının muhafaza edilmesi ve geri dönüşlerinde mallarının kendilerine nasıl iade edileceğine dair nizamname (1915).
6- Ermenilerin sevkleri sırasında iaşelerinin temini ve güvenlikleri için muhacirin tahsisatından para tahsisi yapılması,
7- Kullanılmakta olan emlâkın Ermeniler geldikçe boşaltılarak sahiplerine iadesi,
8- Ermenilerin geri dönüşlerinde kolaylık gösterilmesi ve ihtiyaçlarının sağlanması,
9- Gayrimüslim çocukların akrabalarına veya cemaatlerine teslim edilmesi,
10- Ermenilerin geri dönüşlerinde uygulanacak esaslarla ilgili nizamname ve talimatlar konularında binlerce belge bulunmaktadır.
Belgelerden de anlaşılacağı gibi yapılan sevk ve iskân plânlı ve siyasî amaçlı değil, askerî ve güvenlik nedeniyledir. Zaten Mayıs 1915 yılında başlatılan tehcir, 25 Kasım 1915 tarihinde geçici olarak, 24 Ekim 1916 tarihinde de tamamen durdurulmuştur. Osmanlı Devleti’nin aldığı kararlara baktığımızda bu tedbiri geçici olarak aldığını görmekteyiz. Katliam yapmak amacında olan bir yönetimin iaşe, can güvenliği, malların muhafazası ve iadesi, ihmali görülen ve suç işleyen görevlilerin görevlerinden alınmaları, cezalandırılmaları vb. konularda bu kadar hassas davranması mümkün müdür?
Ayrıca, Ermeni olaylarının arttığı ve tehcirin yapıldığı dönemlerde dahi Ermenilerden Osmanlı merkezi yönetiminde üst düzey görevlerde bulunan pek çok kişi bulunmaktadır.(8)
Katliâm uygulama niyeti ve kararlılığında olan bir devletin merkez yönetiminde bu kadar görevliyi çalıştırması mümkün müdür?
Böyle bir anlayış ve hareket tarzı içinde bulunan bir devletin 1.500.000 Ermeniyi soy kırıma tâbi tuttuğu gibi bir iddia, bilimsel dayanaktan ve tarihî gerçeklerden uzaktır. Zira Osmanlı Devleti’nin resmî nüfus sayımlarında 1.500.000 Ermeninin yaşamadığı bilinmektedir. Nitekim 1893 yılında yapılan nüfus sayımında Osmanlı devletinde 1.001.413 (9), 1914 nüfus istatistiklerinde ise 1.161.169 Ermeni yaşamaktadır.(10) 1897 yılında Fransız hükûmeti tarafından yayınlanan sarı kitapta Osmanlı devletinde yaşayan Ermenilerin miktarı 1.475.000 olarak gösterilmektedir.(11)
Ayrıca Osmanlı Hükûmeti Ermeni iddialarının araştırılması için Birinci Dünya Savaşı’nda taraf olmayan İspanya, Hollanda, Danimarka ve İsveç’e gönderdiği notalarla bu ülkelerden ikişer hukukçu gönderilmesini istemiştir. Bu notalarda tarafsız hukukçuların oluşturacağı komisyonun Ermeni iddialarını tahkik etmesi istenmiştir.(12)
Sadrazam Salih Paşa da 17 Mart 1920 tarihinde Fransa, İtalya ve İngiltere Yüksek Komiserliklerine verdiği notada, bu olaylar hakkında karma bir komisyon oluşturularak, soruşturma açılması teklifini tekrarlamıştır.(13)
Ne yazık ki bu girişimler İngilizlerin müdahalesi üzerine sonuçsuz kalmış, ilgili ülkeler temsilci göndermeyi reddetmiş, dolayısıyla konunun soruşturulması engellenmiştir.14 Osmanlı devletinin bu girişimi, gerçekleştirmiş olduğu sevk ve iskan işlemlerinde, uluslar arası hukuk çerçevesinde yanlış bir şeyin bulunmadığını ortaya koyan, kendisine olan özgüvenin önemli bir göstergesidir. Eğer bu komisyon kurulsa idi, günümüzde Türk ulusuna yönetilen asılsız ithamlar gerçek muhatabını bulacak, ayrıca Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik bu gerçek dışı iddialar da o zaman tarihin derinliklerine gömülebilecekti.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan “Ermeniler Tarafından Yapılan Katliâm Belgeleri (1914-1921) adlı iki ciltlik kitap Ermeni komitelerinin 518.105 Türk’ü öldürdüklerini belgelerle ortaya koymaktadır.(15) (Bakınız Ekler bölümüne)
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ün özdeyişiyle “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Tarih yazan, yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, maalesef, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet almaktadır.”
1. Şinasi Orel, Süreyya Yüce; Ermenilerce Talat Paşa’ya Atfedilen Telgrafların Gerçek Yüzü, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ank. 1983.
2. Heath W. Lowry, Büyükelçi Morgenthau’nun Öyküsü’nün Perde Arkası, Çev.: Belkıs Torfilli, İstanbul, 1991.
3. BOA. DH. EUM. 2. Şb. 27/36
4. Takvim-i Vekayi No: 2189 19 Mayıs 1311 (1 Haziran 1915)
5. BOA, Meclis-i Vükela Kararları, 30 Mayıs 1915, Sıra No: 163, 1981.
6. BOA. Meclis-i Vûkela Mazbatası, 199/35
7. Bazı talimatlar için bkz., Osmanlı Belgelerinde Ermeniler (1915-1920). Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara, 1994. s. 323-324, 335, 434, 443.
8. BOA. Devlet Salnamesi, 1912, s.96-391; (1917-1918), s. 100-471.
9. Ermeni Komiteleri (1891-1895), Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara, 2001, s.61-62.
10. Dahiliye Nezareti Sicil-i Nüfus İdare-i Umumiyesi, Memalik-i Osmaniye’nin 1914 Senesi Nüfus İstatistikleri, Dersaadet, 1336, s.4.
11. BOA. HR.SYS. 2876/3
12. Osmanlı Hükûmetinin notaları için bkz., Osmanlı Belgelerinde Ermeniler (1915-1920), s. 528-531.
13. BOA. HR. SYS. 2639/10
14. Bu ülkeden gelen cevabi notalar için bkz., Osmanlı Belgelerinde Ermeniler (1915-1920), s. 592-597
15. Ermeniler Tarafından Yapılan Katliam Belgeleri (1914-1921)c.I-II, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü yayınla
|
Tarih: 18:46, 18/5/2006 Kategori: AkilveBilim |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
1915 Sevk ve İskan Edilmeyen Ermeniler.
Davut KILIÇ
Yrd.Doç.Dr.; Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi
Osmanlı Devleti top yekün bir savaşa hazırlanırken Rus Çarının desteğiyle hareket eden Komitacı Ermeniler Büyük Ermenistan’ı kurma hayaliyle, bütün güçlerini Rusya’nın emrine vermişlerdi. Bunların bir kısmı Rus ordularının önünde, bir kısmı da cephe gerisinde sivil, asker demeden Doğu Anadolu’da herkese saldırıyordu. Osmanlı Hükûmeti, Komitacı Ermenilerin saldırılarına karşı yaklaşık dokuz ay boyunca, bir takım tedbirler alarak olayların önüne geçmeyi denedi. Sonuç alamayınca Ermeni toplumunu Patrik nezdinde uyardı. Ancak, bundan da bir sonuç çıkmayınca özel tedbirler almak zorunda kaldı.
Sevk kararının ilk işareti sayılan 2 Mayıs 1915 tarihli Başkumandan Vekili Enver Paşadan, Dahiliye Nazırı Talat Paşaya yazılan yazıda, özetle Enver Paşa; Ermenilerin isyan çıkarmayacak şekilde dağıtılmaları gerektiğini, isyancı Ermenilerin, küçük guruplar halinde çeşitli yerleşim yerlerine dağıtılacak olursa, isyan etme imkanlarının kalmayacağını belirtmektedir (1). Nitekim uygulama da bu yönde olmuştur.
29 Ağustos 1915 tarihli Dahiliye Nezaretinden Bursa, Ankara, Konya, İzmit, Adana, Maraş, Halep, Zor, Sivas, Kütahya, Karesi, Niğde, Elazığ, Diyarbakır, Balıkesir, Erzurum ve Kayseri’ye gönderilen telgrafta, Ermenilerin bulundukları yerlerden çıkarılarak tayin edilen bölgelere yerleştirilmelerinin sebebini şöyle açıklamaktadır: bu unsurun (Ermeni Komitecilerin) hükûmet aleyhine teşebbüs ve faaliyette bulunmamaları ve bir Ermenistan hükûmeti kurmaları yönündeki faaliyetlerini önlemek olduğu, bu kimselerin imhası söz konusu olmadığı gibi sevkiyat esnasında kafilelere, taarruz ve gasp edenlerin bunlara ön ayak olanların görevlerinden el çektirerek divan-ı harbe teslimi ve isimlerinin Dahiliye Nezaretine bildirilmesi ve bu olayların tekrarında vilayet veya liva’nın mesul tutulacağı açık bir şekilde beyan olunmuştur.
Aynı belgede Osmanlı hükûmeti, anarşi ve teröre karışmamış sevke tâbi olmayan Ermenilerin yerlerinden çıkarılmamaları, asker aileleriyle birlikte sanatkar, Protestan ve Katolik Ermenilerin sevk olunmaması gerektiğini de vurgulamıştır(2). Bunları altı başlık altında toplamak mümkündür.
1- Çeşitli Vilâyetlerde Tehcire Tâbi Tutulmayan Ermeniler
Bugün Ermeni sevk ve iskânı denildiğinde hiçbir fark gözetmeden bütün Ermenilerin böyle bir muameleye tâbi tutulduğu iddia edilmektedir. Halbuki tehcir kararının uygulanması çok sınırlı olmuş, anarşi ve teröre bulaşmamış, belirli özelliklere sahip olanlar istisna tutulmuştur. Başka bir ifadeyle sırf Ermeni olduğu için insanların sevk edildiği düşüncesi yanlıştır.
Nitekim 17 Ağustos 1915 tarihli Dahiliye Nezaretinden Antalya Mutasarrıflığına çekilen telgrafta, nüfuslarının azlığı sebebiyle Antalya’daki Ermenilerin şimdilik ihracına lüzum görülmediği ifade edilmektedir (3). Yine, Urfa’dan dışarı Ermeni sevkiyatının yapılmadığı, yalnız merkeze bağlı yerlerden birkaç hanenin sevk edildiğine dair, bilgiler mevcuttur (4). Ayrıca 23 Ekim 1915 tarihli Dahiliye Nezaretinden Kastamonu vilayetine yazılan telgrafta, Kastamonu vilayetindeki Ermenilerin ihracına lüzum olmadığı belirtilmiştir (5).
13 Mart 1916 tarihli Dahiliye Nezaretinden Karesi Mutasarrıflığına gönderilen yazıda, Karesi’den sevk edilen yirmi yedi Ermeni ailenin sevk edilme sebebinin bildirilmesine ve bunların derhal yerlerine iade edilmesine, ancak komitelerle münasebet ve alakası olan ihanetleri belli Ermenilerin sevk edilmelerinin gerektiği bildirilmiştir(6). Ayrıca 30 Nisan 1916 tarihli Dahiliye Nezaretinden Karahisar-ı Sahib (Balıkesir) mutasarrıflığına gönderilen telgrafta, Balıkesir Ermenilerinin liva dahilinde münasip köylere dağıtılmaları istenmiştir(7). Bu dönemde Doğu Anadolu bölgesinin dışında kalan şehirlerdeki teröre bulaşmamış Ermenilerin bir tehlike olarak görülmediği belgelerden açıkça anlaşılmaktadır.
Arşiv belgelerinin yanı sıra Gazeteci Ahmet Emin Yalman’ın hatıralarında, tehcir zamanında sevk yeri olarak Kütahya’ya gittiğini orada Mutasarrıf olan, Faik Ali Bey’in tehcir emrini kağıt üzerinde bıraktığını ve Kütahya Ermenilerinin tam bir huzur içinde yaşamaya devam ettiklerini Dabağyan nakleder(8). Ayrıca bu dönemde İstanbul Ermenileri(9) ile Kütahya sancağı ve Aydın vilâyetindeki Ermenilerin de göç ettirilmediği bilinmektedir(10).
2- Katolik ve Protestan Ermeniler
17 Haziran 1915 tarihli Dahiliye Nezaretinden Erzurum Vilayetine gönderilen telgrafta, Ermeni Katolik misyonerlerle sörlerin şimdilik sevk edilmemeleri istenmektedir(11). Bundan 48 gün sonra 4 Ağustos 1915 tarihli Dahiliye Nezaretinden Erzurum, Adana, Ankara, Bitlis, Halep, Diyarbakır, Sivas, Trabzon, Elazığ, Van vilayetleriyle Urfa, Canik, Maraş mutasarrıflıklarına gönderilen yazıda da, adı geçen 13 Vilayet ve Mutasarrıflıkta kalan Katolik Ermenilerin sevk edilmeyerek nüfuslarının bildirilmesi istenmiştir(12).
Katolik Ermenilerin sevkinin durdurulmasından 11 gün sonra, Protestan Ermenilerin de sevk edilmemeleri yönünde bir hüküm çıkarılmıştır. 15 Ağustos 1915 tarihli bu hükümde, Dahiliye Nezaretinden Erzurum, Adana, Ankara, Bitlis, Halep, Hüdavendigar, Diyarbakır, Sivas, Trabzon, Konya, Elazığ ve Van vilayetleriyle Urfa, İzmit, Canik, Karesi, Karahisar-ı Sahib livaları, Maraş, Niğde, Eskişehir, mutasarrıflıklarını kapsayan yazıda, Protestan mezhebinde bulunan Ermenilerden sevk olunmayanların sevkinden sarf-ı nazar olunması ve vilayet dahilindeki nüfusları, ile bu nüfustan kalan ve sevk olunanların miktarının bildirilmesi istenmiştir(13). Buna cevap olarak Kayseri’den 18 Eylül 1915 tarihli Dahiliye Nezaretine gönderilen yazıda, sevke tâbi tutulan Ermenilerin dışında 4.911 asker ailesi ve Protestan ile Katoliklerden oluşan bir gurubun kaldığı belirtilmektedir(14). Yine Niğde vilayetinden Dahiliye Nezaretine gönderilen 18 Eylül 1915 tarihli belgede de, liva dahilinde Katolik ve Protestan Ermenilerden 221 nüfus kaldığı bildirilmektedir(15).
Dahiliye Nezaretinden Konya vilayetine gönderilen 4 Kasım 1915 tarihli telgrafta, Konya’da bulunan 2.000 Ermeni’nin şimdilik sevk olunmayarak muhafazada bulundurulması, asker aileleriyle Katolik ve Protestan olanların da vilayet dahilinde uygun mevkilerde iskan edilmeleri istenmektedir(16). Yine aynı vilayete gönderilen 10 Temmuz 1916 tarihli yazıda zararlı ve çeteci Ermenilerin Zor’a sevk edilmeleri istenirken, Protestan ve Katoliklerin bundan istisna tutulması istenmiştir(17).
Bu arada, Dördüncü Ordu Kumandanı Cemal Paşaya gönderilen 26 Nisan 1916 tarihli belgenin içeriğinde ise Maraş’da sevk olunmamış 3.845 erkek 5.000 küsur kız ve kadın bulunduğu, bunların 3.500 kadarının Gregoryen, diğerlerinin Katolik ve Protestan olduğu bildirilmektedir(18). Buna göre Maraş’da Gregoryen Ermenilerin dışında yaklaşık 5.345 Katolik ve Protestan Ermeni’nin yerinde kaldığı anlaşılmaktadır.
3- Devlet Kademelerinde Görev Yapan Ermeniler
Osmanlı Devletinin çeşitli kademelerinde görevli komitacılarla iş birliği yapmayan, devletine bağlı memurlar da tehcirden istisna edilmişlerdir. Dahiliye Nezaretinden 12 Vilayet, 9 Mutasarrıflığa gönderilen 15 Ağustos 1915 tarihli yazıda, Ermeni mebus ve ailelerinin ihraç edilmemeleri istenmiştir(19). Yine aynı tarihli başka bir belgede ise asker, zabit ve sıhhiye zabitlerinin ailesinden olan Ermenilerin sevk edilmeyerek yerlerinde bırakılması belirtilmiştir(20).
Dahiliye Nezaretinden çeşitli vilayet ve mutasarrıflıklara gönderilen 17 Ağustos 1915 tarihli yazıda, Ellerinde belgeleri bulunan şimendifer memurları, ameleler ve müstahdemlerin aileleriyle birlikte şimdilik sevklerinden vazgeçilmesi ve bunların miktarının bildirilmesi istenmiştir(21). Bu arada 28 Haziran 1915 tarihli Dahiliye Nezaretinden Trabzon Vilayetine gönderilen yazıda ise Düyun-ı Umumiyedeki Ermeni memurların yerlerinde kalmaları emredilmektedir(22). Çeşitli Valilik ve Mutasarrıflıklara gönderilen başka bir belgede de, tahliye edilen yerlerdeki Düyun-ı Umumiye ve Reji idaresinde sevkten istisna edilen Ermeni memurlarla yeniden tayin edilen Ermenilerin isimlerinin, tayin tarihlerinin ve nereli olduklarının bildirilmesi istenmiştir(23).
4- Ticaret ve Benzeri İşlerle Uğraşan Ermeniler
Ticaretle uğraşan Ermenilerin arasında da Osmanlı hükûmeti aynı hassasiyeti göstererek komitacılarla ilgisi olmayan tüccarları sevke dahil etmemiştir. Dahiliye Nezaretinden Maraş Mutasarrıflığına gönderilen 8 Haziran 1915 tarihli telgrafta, göç ettirilen yerlerde, ticaret ve sair suretle ikamet eden Ermenilerin yerlerinde bırakılmaları istenmektedir(24). Dahiliye Nezaretinden Trabzon, Sivas, Diyarbakır, Elazığ valiliklerine ve Canik mutasarrıflığına gönderilen 4 Temmuz 1915 tarihli başka bir belgede ise Hükûmetçe muzır tanınmış Ermenilerin, aileleriyle birlikte uzaklaştırılması ve kendi işleriyle meşgul tüccar ve esnafın yerlerinin değiştirilerek alıkonulması belirtilmiştir(25).
5- Bazı Özel Şahısların Sevk Edilmemelerine Dair Yollanan Emirler
Dahiliye Nezaretinden, Bursa vilayetine gönderilen 15 Ağustos 1915 tarihli telgrafta, İstanbul Bulgar Hastanesi doktorlarından Nikolo’nun kayınpederi Ermeni milletinden fotoğrafçı Papazyanın ikinci bir emre kadar sevkinin ertelenmesi belirtilmektedir(26). Yine 27 Ekim 1915 tarihli bir yazıda, Tekfurdağlı sabık mebus Agop Boyacıyan Efendinin yeğeni Tekfurdağlı Bogos’un Konya’da kalması istenmektedir(27). Dahiliye Nezaretinden Halep vilayetine gönderilen 23 Ekim 1915 tarihli belgede de, Adana Osmanlı Bankası memurlarından Halep’te bulunan Edvar Simkiyan, Manok Sarrafyan ve Agop Gagayan ile Tarsus şubesi memurlarından Serkis Kişiyan’ın Halep şubesinde çalışabilecekleri bildirilmiştir (28). Ayrıca 15 Mart 1916 tarihli Dahiliye Nezaretinden bazı vilayet ve mutasarrıflıklara gönderilen telgrafta, bundan böyle idari ve askeri maslahat gereği ne sebeple olursa olsun hiçbir Ermeni’nin sevk edilmemesi istenerek sevk ve iskânın durdurulduğu belirtilmiştir (29).
9 Haziran 1915’ten 8 Şubat 1916 tarihine kadar Anadolu’nun muhtelif bölgelerinde yerlerinde bırakılan Ermenilerle ilgili olarak Osmanlı Arşivi tasniflerindeki belgelerden Yusuf Halaçoğlu’nun derlediği bilgilere göre; Adana: 16.000 civarı, Ankara: 733, Karahisarı Sahip: 2.222, Kayseri: 4.911, Elazığ: 4.000, Maraş: 8.845, Sivas: 6.055 olmak üzere toplam 42.766 Ermeni yerlerinde kalmıştır(30). Bunların dışında yukarıda ifade ettiğimiz belgelerden anlaşılacağı üzere; Karesi Mutasarrıflığı, Kastamonu, Balıkesir, Antalya, İstanbul, Urfa, Kütahya, Aydın vilayetlerindeki Ermeniler de sevk edilmemiştir.
Katolik ve Protestan Ermenilerin ilk anda tehcire tâbi oldukları(31), Alman ve Amerikan büyükelçiliklerinin baskılar neticesinde Katolik ve Protestan Ermenilerin sevkinin durdurulduğu belgelerden anlaşılmaktadır. Bunun haricinde Gregoryen Ermenilerin tamamı da sürülmemiştir.(32) Meclis-i Vükela’nın çıkarmış olduğu sevk ve iskân kararına bakıldığında sevk ve iskân edilecek Ermeniler “düşmanla işbirliği yapan, masum halkı katleden ve isyan çıkaran Ermeniler şeklinde tarif edilmektedir(33).” Başka bir belgede ise Ermenilerin hükûmet aleyhinde çalışmalarına engel olunmak için sevk edildikleri, bir Ermenistan hükûmeti kurmaları yönündeki faaliyetlerini önlemek olduğu, belirlenenler dışındakilerinin sevk edilmemeleri, istenmektedir(34). Yine bir belgede, Hükûmet Ermenilerin bulundukları yerden alınarak fesat çıkarmasına imkan bulamayacakları yerlere yerleştirilmelerini ve sevk işleminin sadece bozguncu ve isyancı Ermenilere uygulanmasını istemektedir(35). Osmanlı Devletinden Valiliklere ve Mutasarrıflıklara gönderilen telgrafların genelinde bu ifadeler özellikle vurgulanmıştır. Bu da Gregoryen Ermeniler içerisinde de masum olanların kaldığını göstermektedir. Yukarıda incelenen belgelerden ve verilen rakamlardan da bu sonuç çıkmaktadır.
2 Mayıs 1916 tarihli Dahiliye Nezaretinden Halep vilayetine gönderilen şifre telgrafta, Halep’te bulunan Maraş Katoliklerinin sevk olunmamaları kararlaştırılmıştı. Bunların sevklerine başlandığı haber veriliyor. Niçin sevk edildiklerinin bildirilmesiyle beraber sevk olunanların da geriye getirilmeleri istenmiştir(36). Bundan 11 gün sonra 13 Mayıs 1916 tarihli Dahiliye Nezaretinden Halep vilayetine ve Dördüncü Ordu Kumandanı Cemal Paşaya gönderilen telgrafta, Halep’teki Katolik ve Protestanların dışındaki yabancı Ermenilerin başka yerlere sevklerine ve çete teşkilatıyla ilgisi olanların bilgisine müracaat etmek için tevkifine dair telgraf (37), bu olayların hiçte böyle gelişmediğini göstermektedir. Ayrıca Osmanlı Hükûmeti, Halep sevkiyatı sırasında devlet hizmetinde bulunan ve devlete karşı kötü niyet beslemeyenlerin daha iyi şartlara sahip olmaları maksadıyla başka yerlere iskan edilmelerini istemiştir(38). Osmanlı sınırları içerisinde yukarıda saydığımız özelliklere haiz olan Ermenilerin, çoğunlukla bulunduğu bölgelerde kalmaları sağlanmış veya belirli bölgelere toplanarak güvenlikleri temin edildikten sonra hayatlarını sürdürmüşlerdir.
Yanlışlıkla sevke tâbi tutulan Katolik ve Protestan Ermeniler ise araştırılarak o sırada bulundukları şehirlere yerleştirilmişlerdir. Ancak konunun başından bu yana ifade ettiğimiz gibi zararlı faaliyetlere karışan Katolik ve Protestan Ermeniler yeni iskan sahalarına sevk edilmişlerdir(39).
J. McCarthy’nin yaptığı hesaplamalara göre; 1922 yılında savaşın sona ermesinin hemen ardından Türkiye Cumhuriyetinde yaklaşık 140.000 Ermeni kalmış bulunuyordu. 1927 Türkiye nüfus sayımı yazımlarına göre 77.433 Gregoryen, 6.658 Protestan, 34.000 Katolik’tir. Yine McCarthy’nin ifadesine göre, bu nüfus sayımı Ermeni Protestan Kilisesinin yaptığı hesaplamalara da uygundur(40).
Sonuç olarak, Ermeni asıllı Türk vatandaşı Dabağyan’ın ifadesiyle; “Bu karmaşık mücadeleden Ermeniler pek zararlı çıkmışlar ise hesabını kaderlerini teslim etmiş oldukları Hınçak ve Taşnak gibi maceracı Komitelerden ve tam bir basiretsizlik içinde, gözü kapalı bağlandıkları o Hristiyan devletlerinden sormalıdır(41). Ne var ki, öyle yapmamış tam aksi, uşaklıklarını devam ettirmiş ve de ettirmektedirler(42). ...Sevk hareketi Kafkas Ermenilerinden kurulu çetelerin Anadolu’da icra ettikleri dehşet verici katliamların tezahüründen kaynaklanmış pek uğursuz bir vakadır(43).”
1. Belgenin içeriği için bkz. Osmanlı Belgelerinde Ermeniler (1915-1920), (nşr. Başbakanlık Devlet Arşivleri Gnl. Md.), Ankara 1994, s. 7 vd; Yusuf Halaçoğlu, Ermeni Tehciri ve Gerçekler, Ankara 2001, s. 47.
2. BOA, DH. ŞFR, nr. 55/292. Yalnız zararlı faaliyetlere karışan Katolik ve Protestan Ermenilerin de iskan sahalarına sevk edildikleri 2 Eylül 1915 tarihli Adana Vilayetine gönderilen bir telgrafta anlaşılmaktadır. Bkz. BOA, DH., ŞFR., nr. 55-A/23; ayrıca bkz. Y. Halaçoğlu, a.g.e., s. 63.
3. BOA, DH. ŞFR, nr. 55/59.
4. Bu hususta 18 Eylül 1915 tarihli Urfa Mutasarrıflığına, Dahiliye Nezaretinden gönderilen yazı için bkz. BOA, DH. EUM, 2. Şb. 68/74.
5. BOA, DH. ŞFR, nr. 57/82.
6. BOA, DH. ŞFR, nr. 61/2-290. Bunun yanı sıra 19 Nisan 1916 tarihli telgrafta, Erzurum ve Bitlis vilayetlerinde ordunun çekilmesi esnasında sevk edilmeyen Ermenilerin olduğu anlaşılmaktadır. Bkz. BOA, DH. ŞFR, nr. 63/50.
7. BOA, DH. ŞFR, nr. 63/137.
8. Levon Panos Dabağyan, Sultan Abdulhamid Han ve Ermeni Meselesi, İstanbul 2001, s. 158.
9. Hükûmet devlet merkezi olan İstanbul’da belli başlı ihtilalcilerin dışında başka kimseyi tehcir etmemiştir. Bkz. L. P. Dabağyan, a.g.e., s. 159 vd. İstanbul’da ikamet eden 77.730 Ermeni’den yalnız ihtilal hareketleriyle bağlantısı veya zanlı konumunda olan 235 kişi tutuklanmıştır. Diğer Ermenilerle ilgili bir tasarrufta bulunulmamıştır. Bkz. [Ermeni Komitelerinin Emelleri ve İhtilal Hareketleri, (nşr. Mehmet Kanar), İstanbul 2001, s. 323; Ermeni Komitelerinin Emelleri ve İhtilal Hareketleri, (nşr. İsmet Parmaksızoğlu), Ankara 1981, s. 119.] E. Uras’da, matbaa hatası olsa gerek İstanbul’da tutuklanan Ermeni sayısını 2.345 olarak ifade etmektedir. Bkz. Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İstanbul 1987, s. 608.
10. Kamuran Gürün, Ermeni Dosyası, Beşinci baskı 2001, s. 312.
11. BOA, DH, ŞFR, nr. 54/55.
12. BOA, DH. ŞFR, nr. 54-A/252.
13. BOA, DH. ŞFR, nr. 55/20.
14. BOA, DH. EUM, 2. Şb. 68/75.
15. BOA, DH. EUM, 2. Şb. 68/69
16. BOA, DH. ŞFR, nr. 58/2.
17. BOA, DH. ŞFR, nr. 65/176.
18. BOA, DH. ŞFR, nr. 63/110.
19. BOA, DH. ŞFR, nr. 55/19.
20. BOA, DH. ŞFR, nr. 55/18.
21. BOA, DH. ŞFR, nr. 55/48.
22. BOA, DH, ŞFR, nr. 54/221.
23. BOA, DH. ŞFR, nr. 60/48.
24. BOA, DH. ŞFR, nr. 53/295.
25. BOA, DH. ŞFR, nr. 54/287.
26. BOA, DH. ŞFR, nr. 55/21.
27. BOA, DH. ŞFR, nr. 57/136.
28. BOA, DH. ŞFR, nr. 57/86.
29. BOA, DH. ŞFR, nr. 62/21.
30. Rakamlar için bkz. Y. Halaçoğlu, a.g.e., s. 74 vd. Tehcire tâbi tutulmayan Ermenilerin bulunduğu yerlere Niğde Mutasarrıflığında kalan 221 Ermeni’yi de ilave etmemiz gerekmektedir. Bkz. BOA, DH. EUM, 2. Şb. 68/69.
31. Doktor Fred Sheped, 1915 yılında Ermeni tehciri sırasında İstanbul’a giderek, Katolik ve Protestan Ermenilerin cemaat olarak gönderilmemelerini talep eder. Fakat kendisi İstanbul’dan dönünceye kadar, yerli Protestan yardımcı görevlilerin tehcir edildiğini söylemektedir. Bkz. Erdal Açıkses, Tanzimat Sonrası Harput (Mamuratül-Aziz)’ta Amerikan Misyoner Faaliyetleri, Ankara 1991, (Basılmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü) s. 217, nu:463.
32. (Kayseri’den, Dahiliye Nezaretine gönderilen 109 nolu belge,) dahili livada kalan 4.911 neferin asker ailesi ve cüzi miktarda Protestan ve Katolik bakiyesi olduğunu bunların da yüzde beş nispetinde köylere dağıtılacağı belirtilmektedir. [Bkz. Osmanlı Belgelerinde Ermeniler (1915-1929), s. 94 vd.] (Eskişehir’den, Dahiliye Nezaretine gönderilen 111 nolu belgede ise) Liva dahilindeki Ermenilerden ihracı icap edenler, 7000 civarında olup hepsinin sevk edilmiş olduğu arz olunur. [Bkz. Osmanlı Belgelerinde..., s. 96.] Buradaki ifadeye göre tehcir kanunun belirlediği tarife uymayan Ermenilerin yine yerlerinde kaldığı anlaşılmaktadır. (yine eserde 113 nolu başka bir belgeye bakıldığında da,) Niğde dahilinde Katolik, Protestan ve Gregoryen Ermeni olmak üzere 221 nüfus kaldığı görülmektedir.
33. Bkz. Osmanlı Belgelerinde Ermeniler (1915-1920), s. 30.
34. Bkz. BOA, DH,.ŞFR, nr. 55/292.
35. Y. Halaçoğlu, a.g.e., s. 56; Ayrıca Osmanlı hükûmeti, anarşi ve teröre karışan Ermenilerin ihtida ederek yerlerinde kalmasına da müsaade etmemiştir: Dahiliye Nezaretinden çeşitli vilayetlere ve mutasarrıflıklara gönderilen 1 Temmuz 1915 tarihli şifre telgraf da; ihraç olunan Ermenilerden bazılarının toplu veya ferdi olarak ihtida ettikleri ve bu suretle memleketlerinde kalmak gayretine girdikleri anlaşılmaktadır. Bu gibi durumlarda meydana gelen ihtidalara itimat olunmayacağını çünkü öteden beri kendilerinin menfaatları tehlikeye girdiği andan itibaren ihtida ettiklerini ileri süren şahısların müracaatlarının kesinlikle kabul edilmemesi önemle belirtilmektedir. İslam namı altında bunların yine fitne ve fesat yaymaktan geri durmayacakları düşünülmektedir. [Bkz. BOA, DH. ŞFR, nr. 54/254.] Diğer taraftan o dönemi yaşayan Kozanlıların anlattıklarına göre; Kirkor Yaver, sevilen bir Ermeni olduğu anarşi ve terör eylemlerine karışmadığı için tehcir yasasının dışında tutulmuştur. Büyük savaş boyunca Kozan’da kalarak, Belediye Meclis üyeliği yapmıştır. Bkz. Mustafa Onar, Hacın Dosyası, Adana 1981, s. 53. Bu tür örnekleri çoğaltmak mümkündür.
36. BOA, DH. ŞFR, nr. 63/157.
37. BOA, DH. ŞFR, nr. 63/306.
38. BOA, DH. EUM, 2. Şb. 68/80.
39. Y. Halaçoğlu, a.g.e., s. 63.
40. Genşi bilgi için bkz. Justin McCarthy, Müslümanlar ve Azınlıklar, (nşr. B. Umar), İstanbul 1998, s. 126 vd.
41. Yine Ermeni asıllı başka bir Türk vatandaşımız Zekiyan’da bu konudaki düşüncesini şöyle açıklamaktadır: Ermeni toplumunun öncüleri olan amiralar ve Osmanlı Devleti içinde yüksek makamlara gelmiş, deneyim sahibi Ermenilerle açık bir çatışma içinde olan genç entelektüeller, özellikle batılı Hristiyan güçlere nerede ise Mesihvari bir umutla duyulan saf bir güven hissediyorlardı. Sonuç Osmanlı Ermenilerini yurtlarından koparan büyük felaket oldu. Bkz. Boğos Levon Zekiyan, Ermeniler ve Modernite, İstanbul 2001, s. 103.
42. L. P. Dabağyan, a.g.e., s. 154. 43. L. P. Dabağyan, a.g.e., s. 161. |
Tarih: 18:44, 18/5/2006 Kategori: AkilveBilim |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
1915 Ermeni Tehcirine Giden Yolda Gözden kaçan İki Nokta; Projel
Ali KARACA
Yrd.Doç.Dr.; Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi
Günümüzde Türk-Ermeni İlişkileri söz konusu edildiğinde sergilenen genel yaklaşım, 1915 zorunlu iskânını/tehciri sorgulamak şeklindedir. Günümüzde ileri sürülen tez ve antitezler, genellikle bu tehcir esnasında yaşanılanlara dayandırılmakta, bu ise tehcirin arka plânının gözden kaçmasına sebep olmaktadır. Bu tür yaklaşımların ana nedeni Ermeni -Türk ilişkilerinin tarihî süreçten kopuk olarak ele alınmasıdır. Hâlbuki söz konusu ilişkiler için, projektörleri tarihin derinliklerine yöneltmek, konuya yaklaşım metodu açısından oldukça önemlidir.
Osmanlı Devleti’nin, Ermeniler de dahil yönetimi altında bulunan gayrımüslimlerle olan ilişkilerinin hukukî zeminini Zımmî statüsü oluşturmaktaydı (1). 1821 Mora Rum isyanı, devletin Ermeniler için yeni bir yaklaşıma zemin hazırlarken, 1828 Osmanlı-Rus Savaşı sonrası yeni oluşumların tohumu atılmıştı. Esasında Hristiyan unsurlar için idarî-yapısal temel düzenlemeler Tanzimat (1839) (2), Islahat (1856) ve Kanunıesâsi/Anayasa (1876) dönemlerinde yapılarak, Ermenileri de kapsayan kanun ve tüzükler yürürlüğe sokulmuştu (3). Bu arada devlet, Sırbistan ve Cebeli Lübnan olayları sonrası, yerel taleplere bir çözüm olarak yaptığı yeni bir temel düzenlemeyle yerel meclislerin oluşumuna izin vermişti. Bu yaklaşım çerçevesinde, Millet-i Ermeniyân Nizamnâmesi’ni de yürürlüğe koymuştu (1862). Daha sonra uygulama alanı bulmuş olan Anadolu Reform programı da (1895) bu kabildendir (4). Zira Hükûmetin ilgililere verdiği direktiflerde, çalışmalar esnasında Tanzimat, Islahat ve Kanuniesasî hükümlerinin dikkate alınmasına özellikle vurgu yapması, bahsi geçen düzenlemelerin Ermeni unsurla ilgisini açıkça göstermektedir.
1877 - 1878 Osmanlı Rus Savaşı sonrası gelişmeler ve öne çıkan iki öge
Kaynaklara bakıldığında, 1878 sonrası gelişen olaylar bütünü içerisinde Türk-Ermeni-Avrupalı devletler ilişkisinin farklı ve yeni bir safhaya girdiği görülmektedir. 1915 zorunlu iskânına kadar devam eden bu süreçte, ortaya çıkan bazı ögeler, tehcirin esas zeminini oluşturacaktır. Doğu Sorunu’na Ermeni Meselesi rengini veren 3 Mart 1878 Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması (16. madde) ile bu sorunu uluslar arası arenaya taşıyan 13 Temmuz 1878 tarihli Berlin Antlaşması (61.madde) problemin çözüm şeklini de belirtmekteydi (5) .İlgili maddede: “ Hükûmet halkı Ermeni bulunan eyaletlerde yerel ihtiyaçların gerektirdiği reformu ertelemeksizin yapma ve Ermenilerin Çerkez ve Kürtlere karşı huzur ve güvenliğini sağlamayı yükümlenir ve ara sıra bu konuda düşünülen düzenlemeleri devletlere (İngiltere, Fransa, Rusya, Almanya, Avusturya ve İtalya) bildireceğinden, adı geçen devletler konu edilen düzenlemelerin(reform) yerine getirilmesini / yürütülmesini gözetleyeceklerdir.” denilmekteydi. Bu antlaşmalar sonrası süreçte, Avrupalı devletlerce ilgili maddelerden kaynaklanan iki ana ögenin daima ön plâna çıkarıldığı görülecektir.
Avrupa patentli reform projeleri
Bir tür reform programı olan Islahat Fermanı’na esas oluşturan hususların hazırlanmasında, Avrupalı devletlerin sergilediği metodik tavır, 1878 sonrası programları için de geçerliliğini koruyacaktı. Buna göre reform programları, taraftar devletlerce hazırlanmakta ancak, uygulayacak olan devletin de (Osmanlı) onayı ve yönetim esasları dikkate alındığı izlenimi verilmekteydi.
1878 sonrası projelerinin özelliği, tarif edilmiş belli bölge ( Vilâyât-ı Sitte ) ve belli unsur (Ermeni) için programlanmış oluşu, uygulama şeklinin ise doğrudan veya dolaylı müdahele esaslarına dayandırılmasıydı: Mesela Salisbury’nin direktifleri doğrultusunda Layard’ın açıkladığı reform programı ve üç maddelik nota (8 Ağustos 1878) (6) ile dokuz maddelik diğer bir projesi (24 Kasım 1879 / 12 T. Sani 1295) (7) , yine İngiltere, Fransa ve Rusya’nın müşterek hazırladıkları kırk maddelik reform programı (8) ve on dört maddelik muhtıra (11 Mayıs 1895) (9), ayrıca 1909 tarihli yirmi dokuz maddelik reform projesi (10) ile 23 Mayıs 1914 tarihli yirmi üç maddelik reform programı (11) bu çerçevede değerlendirilebilir.
Avrupa kaynaklı bu reform projelerinin ana eksenini, uygulanması safhasında Avrupalı uzmanların istihdamı, denetimin başında ise yine bir Avrupalı Genel Müfettiş/Komiser’in bulunması şartı oluşturmaktaydı. Bilhassa 1895 tarihli projenin hazırlanışı ile getirilen öneriler, uygulama için yapılan düzenleme, yine 1914 tarihli projenin hazırlanışındaki ön gelişmeler doğrultusunda yönelilen hedef, söz konusu uzmanlar ve müfettiş konusunun, Avrupalı devletlerce ne kadar önemsendiğinin göstergesiydi. Çünkü bir iyileştirmenin çok ötesine geçen amaçlarının gerçekleşmesi buna bağlı bulunmaktaydı.
Söz konusu projeler süreli incelendiğinde, reform konusunun Avrupalı devletlerin inisiyatifinde ve onların çıkarlarına göre şekillendirildiği görülmektedir. Bu meyanda, Ermeni Sorunu’na siyasî bir biçim verilirken de, zamanı gelip şartlar oluştuğunda, siyasî reformlar sayesinde, sınırları çizilmiş coğrafî bölgede güdümlü muhtar veya bağımsız bir oluşumun şartlarının hazırlandığı anlaşılıyor.
1912 yılına gelindiğinde ortaya çıkan siyasî gelişmeler, Rusya’nın yine bu maksatla, doğu vilâyetleri için yeni bir ıslahat/reform programı isteğiyle harekete geçeceğini gösteriyordu. İttihat ve Terakki Hükûmeti bu durumu kavrayıp, daha önce davranarak bir reform projesi hazırlayıp, reform işini İngiltere’ye havale etmek üzere harekete geçti(12). Hükûmetin teklifini önce olumlu karşılayan İngiliz Hükûmeti, daha sonra bu yaklaşımından caydıktan başka, reform projesinin hazırlanması işini de Rusya’ya bıraktı (12 Kasım 1912)(13). Bu, I. Dünya Savaşı’nın arefesinde İngiliz-Rus ittifakının da önemli bir göstergesi oluyordu.
Önceki projelerde olduğu gibi bu son projede de yine ön plâna çıkan diğer önemli bir unsursa, Reform Müfettişlerinin durumlarıdır.
Avrupalı Reform Müfettişi dayatması
Müfettişlik konusu irdelendiğinde, Avrupalı devletlerin Türk Devleti’nin inisiyatifini elinden almak ve reformların kendi istekleri doğrultusunda yürütülmesi için, bu hususa büyük önem verdikleri görülür. Diğer taraftan ise kendi çıkarlarını koruduğunun ve reformu kontrol ettiğinin esaslı bir göstergesi olacağından, söz konusu müfettişlerin seçim ve tayin şekilleri Osmanlı Devleti için de hayatî bir konuydu.
Bu konuda Osmanlı Devleti’nin 1856 Paris Antlaşması’ndan sonra siyasî baskılara açık hâle geldiği anlaşılmaktadır. Zira daha o tarihte Rusya, Paris Antlaşması ve Islahat Fermanı gereği söz konusu olan reformun, yanlızca Türk Devleti’nin inisiyatifine bırakılamayacağı itirazında bulunmaktaydı(14). Yine Rusya’nın, antlaşma ve Islahat Fermanı’nın, Hristiyan halklar lehinde karara bağlanan şartlarının, Osmanlı Devleti’nce uygulanmadığı yönündeki şikâyeti üzerine, Avrupalı devletler nezdinde durumun kontrolü gündeme gelmiş ve bu hususu incelemek için Veziriazam Kıbrıslı Mehmet Paşa görevlendirilmişti. Paşanın, İmparatorluğun belli başlı vilâyetlerindeki teftişi üç ay sürmüş ve kendisi yapılan reformlar hakkında raporlar hazırlamıştı(15).
10 Mayıs 1878 senesine gelindiğinde Erzurum, Van, Diyarbekir vilâyetleriyle Mamüretülaziz (Elâzığ) mutasarrıflığının teftişi göreviyle Şûra-yı Devlet Üyesi Ali Şefik Beyin atanması ise Ayastefanos Antlaşması’nın on altıncı maddesine bağlı görünmektedir. Müfettiş’in başlıca görevi, Ermenilere tecavüz ettikleri iddia olunan Kürtlerin, varsa tespiti ve etkili bir biçimde cezalandırılmalarına yöneliktir(16). Berlin Antlaşması’ndan sonra ise İngiltere Hükûmetinin, Anadolu’da uygulanması maksadıyla hazırladığı dokuz maddelik reform projesini (24 Kasım 1879) denetlemek için, bir Avrupalı müfettişin atanması talebi üzerine, İngiliz uyruklu General Baker Paşa bu göreve atanmıştı (1880)(17).
1895’te bu defa ortak bir girişimle İngiltere, Fransa ve Rusya’nın, 1878 antlaşmasının altmış birinci maddesine atfen hazırladıkları, kırk maddelik reform projesinin uygulanması için, yine Avrupalı bir Genel Müfettişin atanmasını şiddetle istedikleri görülüyor. Fakat II. Abdülhamit’in diplomatik tavrı karşısında bilhassa, ısrarcı olan İngiliz Hükûmeti, tutumunu değiştirerek Raif, Hasan Fehmi ya da Ahmet Muhtar Paşalardan birinin atanmasına olumlu bakacağını bildirmekteydi. II. Abdülhamit ise bu teklifi dikkate almayarak, Yaver-i Ekrem Mareşal Çapanoğlu Ahmet Şakir Paşayı müfettişlik görevine getirmiştir (27 Haziran 1895)(18). Bu tayin özellikle İngiliz Hükûmet Başkanı Salisbury’nin büyük tepkisine yol açarsa da sonradan durumu kabullenmek zorunda kalır. Oldukça geniş yetkilerle donatılmış olan Şakir Paşa ve başkanı olduğu heyet, aynı zamanda Ermenilerle ilgili reform programını yürütmede, beş yıl gibi uzun bir süre görev yapan müfettişlik heyeti olacaktı (24 Ağustos 1895-18 Nisan 1900)(19).
Bu tarihten sonra 1909 yılına kadar Avrupa kaynaklı bir reform ve ona uygun Avrupalı müfettiş atanması yönünde herhangi bir teklife şimdilik rastlanamadı. Bununla birlikte Dahiliye Nazırı Memduh Paşanın başkanlığını yaptığı ve Anadolu Reformu esnasında ona bağlı olarak İstanbul’da görev yapan Tesrii Muamelât Komisyonu’nun, 2 Ağustos 1900 tarihine gelindiğinde hâlâ çalışmalarını yürütüyor olması ise genelleştirilmiş bir reform programıyla ilgisi bulunmasındandı (26 Ekim 1896-?)(20).
II. Abdülhamit’in idareden uzaklaştırılmasından hemen sonra Avrupalı devletlerin Vilayât-ı Sitte için yeni bir reformu gündeme getirdikleri anlaşılıyor. Bu defa da hükûmet, Trabzon, Erzurum, Van, Sivas, Diyarbekir, Mamuratülaziz ve Bitlis vilayetlerine bir reform heyeti gönderecekti. Bu Özel Reform Heyeti’ni (Heyet-i Mahsûs-ı Islahiye) Galip, Mustafa Zihni Beylerle, Meclis-i Mebusan Üyesi Ermeni Babekyan Efendi ve Erkânıharp Cemâl ile Binbaşı Zeki Beyler oluşturmaktaydı. Bununla birlikte hükûmetçe, Avrupalı müfettişlerin görevlendirilmesi fikrinin de benimsendiği anlaşılıyor(21).
1912 yılına girilirken yukarıda da değinildiği üzere yönetimdeki İttihat ve Terakki hükûmeti, bazı gelişmeler dolayısıyla, bu defa yeni bir reform projesi hazırlama ve uygulama işinin bir Avrupalı müfettişe havale olabileceği yönünde İngiliz hükûmetine müracaat eder. Bu teklif üzerine İngiliz hükûmeti, müfettişlik için Lord Milner’i seçmişse de sonradan bu kararından vazgeçecektir(22). Aslında 1909 sonrasında reform konusunun Avrupalı devletler, özelikle de İngiltere’nin inisiyatifine bırakılması eğiliminin ağırlık kazandığı gözlenmekteydi. Zaten 1913 yılına gelindiğinde yine bu çerçevede, Reform Genel Müfettişliğinden başka, birçok Avrupalı müfettiş bazı önemli bürokratik görevlere atanmıştı. Bunlardan bazıları; Mülkiye Müfettişi İngiliz Yüzbaşı Daves(23), Mülkiye Teftiş Müdürü Gravil(24), Adliye Bakanlığı Teftiş Heyeti Başkanı İngiliz Hukukçu Clarc(25) ve Maliye Bakanlığı Genel Müdürü Henry Beylerdi.
Reform işinin Avrupalı müfettişlere teslimi
Bu sıralarda Reformun yeniden gündeme gelmesiyle hareketlenen Rusya, İngiltere ve Fransa ile Almanya hükûmetlerine başvurarak, Vilayât-ı Sitte’de Ermeniler için kararlaştırılan reform işine Avrupalı bir genel vali atanmasını teklif etti. Reform kararları şekillendiğinde ise tayinleri artık zorunlu hâle gelen iki Avrupalı Reform Genel Müfettişi bu memuriyete getirildi (2 Temmuz 1914)(26). Bu müfettişler Norveçli Hoff ve Hollandalı Westenen’di. Adı geçen iki müfettiş Osmanlı Hükûmeti memuru gibi addedilse de gerçekte reform işi ve Ermeni sorunu tamamen Avrupa’nın kontrolüne girmişti.
Bazı Ermenilerin sadakattan teröre kayışı
İşleyen bu süreç zarfında Türk ve Ermenilerin tavrına bakıldığında bazı değişimler göze çarpar. 1829’den sonra, bir kırılma noktası oluşturan 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşına kadar devletin, Ermenilere yaklaşımı, resmî belgelere de yansıdığı gibi “ sadık tebaa/gönülden bağlı uyruk “ anlayışı üzerine temellendiriliyordu. Bu yaklaşım aynı zamanda devletin, Ermeni politikasının güven, takdir ve koruyup-kollama esasına dayandığının bir ifadesiydi. Türk Devleti’nin asırlarca süren politikalarının bir sonucu olarak dinî-ırkî, sosyal ve kültürel kimliklerini yaşatıp geliştirme imkânı bulan Ermeniler, devlet bürokrasisinde bakanlık dahil(27) birçok önemli memuriyetlerde bulunurken'(28), özellikle ticarî hayatın en aktif ve çok kazanan kesimi durumuna da yükseldiler(29).
Türk Devleti’nin bu yaklaşımı ve sahip oldukları statüye rağmen 1870’li yıllardan itibaren, sadık Ermenileri devlete karşı kışkırtan bazı Ermeni komite ve derneklerinin ortaya çıktığı gözlenmekteydi (İttihat-ı Halâs Cemiyeti/Kurtuluş Dernekleri Birliği gibi)(30). Farklı isimler taşıyan bu güdümlü oluşumlar, 1890’da kuruluşlarını tamamlamış ve belirledikleri hedefe ulaşmak için silâhlı eylemler dahil harekete geçmişlerdi. Amaçları; her imkânı değerlendirerek sınırları tarif edilmiş bir bölgeyi birlikte yaşadıkları unsurlardan temizleyip, burayı devletten koparmaktı. Kullandıkları metot ise ihtilalci silâhlı terörizmdi(31) (Kendilerine propogant ve terrör adı veren üyelere sahip, Marksist doktrini benimseyen Devrimci Hınçak Partisi ve Ermeni İhtilal Komiteleri Birliği gibi)(32).
Bu terörist gruplar ve diğer Ermeni oluşumlarını yönlendirme ve destekleme işini ise başta Rusya olmak üzere İngiltere, Fransa ve Yunanistan gibi Avrupalı devletler üstlenmişti. Böylece Ermeni Komiteleri, Mayıs 1915 tarihindeki zorunlu iskân uygulamasına kadar 40 yıl sürecek olan plânlı, bilinçli ve Türklere karşı sürekli silâhlı terörizmle siyasallaşma yoluna girmişlerdi.
İçişleri Bakanı Talat Paşanın değerlendirmesi ve son tahlilde tehcirin esas gerekçesi
Bütün bu gelişmelerden sonra Ermeni Sorunu ve yaşanan tarihi süreci, Dahiliye Nazırı Talat Paşa, Meclis-i Vükela’ya sunduğu arz tezkeresinde şöyle tahlil ediyordu (30 Mayıs 1915)(33):
a- “Ermeniler, bölücü ve işgalci emeller taşıyan Avrupalı devletlerin etkisiyle de silâhlı isyanla/terör bölücü davranışlar sergileyerek, devletin işleyişini engellemişlerdir.
b- Bu tavırları ile diğer sadık halkı (Türk,Kürt,Çerkez...) varlığını korumaya zorlamakta, böylece devletin arzu etmediği olaylara sebebiyet vermekteydiler.
c- Problemleri ortadan kaldırmak için devletin fedakarânece sürdürdüğü uygulama ve reform çalışmalarının olumlu sonuçları görülmekteydi. Buna rağmen Ermeniler uzlaşmaz tavırlarını devam ettirmekteydiler.
d- Bu tutumları, sırf bir iç mesele olan bölgenin reformu işinin, dış bir mesele şeklinde devletler arası genel görüşmeler alanına çekilmesine yol açtı.
e- Bu yolla, Osmanlı ülkesinin bir kısmında yabancı devletlerin nüfuz ve kontrolleri altında bir idari yapılanma ayrıcalığı kazanmaya yöneldiler.
f- Türk Devleti’nin bütün bu yeni yapılandırma ve reformlarının, Avrupalı devletlerin etki ve baskısıyla, Osmanlı ülkesini bölünme ve parçalanmaya doğru çektiği birçok deneme ve üzücü gelişmelerle ortaya çıkmıştı.
g- Devletin idarî bağımsızlığı ve bütünlüğü, Avrupalı devletlerin baskısıyla yapılacak benzeri reformlardan, devletin imkânlarının elverdiği ölçüde sakınma ve korunmayı zorunlu kılmaktadır.
h- Osmanlı Devleti’nin hayatî meseleleri arasında önemli bir yer işgal eden bu baş ağrıtan Ermeni probleminin, kesin bir biçimde ve tamamıyla çözüme kavuşturulması için, reform maksadıyla bir kere daha gerekli düzenlemeler plânlanarak yürürlüğe konulmuştur.
i- Bütün bunlara rağmen bazı Ermeniler, tehcirden hemen önce (Nisan 1915’te Rusların doğu sınırından saldırmaları üzerine) amaçları doğrultusunda, savaşa girmiş bulunan devletleri aleyhine düşmanlarla fikir ve iş birliği yaparak, silâhlı isyana kalkmış (15 Nisan 1915 Van ve Sivas isyanları gibi), askeri birliklerimize ve korumasız halka silâhla saldırarak, şehir ve kasabalarda katliam, hırsızlık ve yağmalama suçunu işlemişlerdir.”
Bu tahlilin ışığında altı dikkatle çizilmesi gereken bir husus da, Ermenilerin silâhlı isyan tarihi (15 Nisan 1915) ile soy kırım olarak dünyaya tescil ettirmek için ön plâna çıkarttıkları tarihin (24 Nisan 1915 ) çelişkisidir. Bu çelişkiye esas zorunlu göçürme / tehcir kararının, 27 Mayıs 1915 tarihli olduğu gerçeğini de eklemek gerekir. Ermenilerin iddalarını ortaya koyuş biçimi tehcirin, Ermenilerin hiçbir eylem ve devlet aleyhinde hiçbir tavırlarının olmadığı hâlde ve zamanda tamamen keyfi, onları yok etmeye yönelik olarak uygulanmaya konulduğu tezini işlemektedir. Halbuki 30 yıldan fazla sürdürdükleri plânlı silâhlı terör dışında, 15 Nisan tarihindeki tavırları bile bu tezlerini çürütmektedir. Bu durumda; Ermenilerin silâhlı isyan ve düşmanla işbirlikleri olan 15 Nisan, sonraki gelişmeleri ateşleyen fitil olmalıdır.
1. Osmanlılarda Gayr-ı müslimlerin durumu ve Zımmilik statüsü için bk. Gülnihal Bozkurt, “İslam Hukukunda Zımmilerin Hukukî Statüleri” Kudret Aytere Armağan, Dokuz Eylül Hukuk Fakültesi Dergisi, (Ankara 1987, 3/1-4), s115-156; Alman-İngiliz Belgelerinin ve Siyasi Gelişmelerin Işığı Altında Gayr-ı Müslim Osmanlı Vatandaşlarının Hukuki Durumu 1830-1914, (Ankara 1989); Yavuz Ercan, Kudüs Ermeni Patrikhanesi, (Ankara 1987); “Türkiye’de XV-XVI. Yüzyıllarda Gayr-ı Müslimlerin İctimaî ve İktisadî Durumu” Belleten, (Ankara Türk Tarih Kurumu Basımevi 1983, XLVII), 127.
2. Halil İnalcık, “ Tanzimatın Uygulanması ve Sosyal Tepkiler” Belleten, (Ankara TTK Basımevi 1964, XXVII), s. 623-690.
3. Kemal Karpat, “ Türkler (Osmanlılar) “ İslam Ansiklopedisi(İA), (İstanbul Milli Eğitim Bakanlığı Basımevi 1979, 12/II), s.342-381.
4. Programın uygulanışı için bk. Ali Karaca, Anadolu Islahâtı ve Ahmet Şâkir Paşa (1838-1899), (İstanbul Eren Yayıncılık 1983), s.79-206.
5. 16. 61 maddeler için bk. Berlin Kongresi, ( İstanbul Matbaa-yı Amire H. 1298), s.282 ve 271.
6. Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Yıldız Esas Evrak (YEE), 14/95/ 126/ 7 ve Dosya Usulü İrade Tasnif (DUİT), 74-2/2-3.
7. BOA., DUİT., 74-2/2-7 ve YEE., 31/17/46/95.
8. BOA., DUİT., 74-2/1-2 ve 1-6; YEE., 35/38/48/95.
9. BOA., DUİT., 74-2/3-1 ve YEE., 31/115-2/115/84.
10. BOA., YEE., 13/112-35/112/6.
11. BOA., Dahiliye Kalemi Mahsus (DH. KMS), 21-1/38 ve Sadaret Maruzat Evrakı (YA.Res), 63/68.
12. BOA., Hariciye Siyasî Evrak (HR. SYS), 2284/2 lef 39.
13. Osmanlı Mebusan Meclisi Reisi Halil Menteşe’nin Anıları, Hzr. İsmail Arar, (İstanbul 1986), s. 168-169.
14. Bu konuda Avrupalı devletlerin baskı uygulamaları yönünde Rusya’nın iki teklifi için bk. Ali Reşad, Asr-ı Hazıra Tarihi, ( Dersaadet 1330), s. 664-665.
15. Eugene Morel, Türkiye ve Reformları: La Turquie et Ses Reformes (Paris 1866), Çvr. S. Belli (İstanbul Süreç Yayıncılık 1984), s. 93.
16. BOA., DUİT., 74-2/21 (8 CA 1295).
17. BOA., YA. Res., 334/54; Said Paşa, Hatırat, I. ( Dersaadet 1328), s 36.
18. BOA., DUİT., 74-2/1-11; Devlet Salnamesi 1313, (Dersaadet), s.1035; Tercüman-ı Hakikat, nr. 5102 ( 5 M.); Sabah, nr. 2117 ( M.); İkdam, nr. 5 ( 5 M. ).
19. Ali Karaca, “ Türkiye’de Ermeniler İçin Yapılan Reformlar ( Örtülü Bir İşgale Doğru ) ve Tehcir Gerçeği (1878-1915) “ Uluslar arası Türk-Ermeni İlişkileri Sempozyumu Bildirileri, İ.Ü. Rektörlüğü (İstanbul İ.Ü. Basımevi 2001) s. 150.
20. BOA., BEO., 936/2 ve YA. Res., 82/36.
21. BOA., YEE., 13/112-35//112/6; Serbesti, nr. 173 (2 Ağustos 1328); Yeni Gazete, nr.14.
22. Halil Menteşe, Osmanlı Mebusan...., s. 169.
23. BOA., DH. KMS., 5-28/ lef 4.
24. BOA., DUİT., 74-2/2-56 (Maliye Komisyonu üyeliği ise irade, 28 L 1332/ 19 Eylül 1914)
25. BOA., DUİT., aynı yer (İradesi 15 C 1332/ 11 Nisan 1914)
26. BOA., DUİT., 74-2/2-55 ve Meclisi Vükela Mazbatası (MV), 195/144; DH. KMS., 2-2/5 lef 20; reform programları ve genel müfettişlik işinin bir örtülü işgal programına dönüşmesinin seyri için bk. Ali Karaca, “Türkiye’de Ermeniler... s.107-170.
27. Arzu Tozduman Terzi, “ Osmanlı Maliyesinde Söz Sahibi Üç Ermeni Nazır: Agop, Mikail ve Ohannes Paşalar “ Uluslar arası Ermeni Sempozyumu Bildirileri, (İstanbul İ.Ü. Basımevi 2001), s. 21-24.
28. BOA., YA.Res., 82/26; Tarık Zafer Tunaya, Siyasi Partiler İkinci Meşrutiyet Dönemi 1980-1918, (İstanbul 1984, I.), s. 589-590.
29. Bk. Dr. Harbord’un raporları, Tercüman-ı Hakikat, nr. 6021 (21 K. Sani 1898) ve İkdam, nr. 1237 (30 B 1315)
30. BOA., Osmanlı Belgelerinde Ermeniler (OBE), (İstanbul 1987, V), XXXIX.
31. Christopher J.Walker, Armenia The Survival of a Nation, ( London 1980), s. 130.
32. BOA., YEE., 36/131/152/X; Tarik, nr. 1867 (15 B 1313); Christopher J. Walker, Armenia..., s. 130; Ermeni terörü için bk. Ali Karaca, Anadolu..., (İstanbul Eren Yayıncılık 1983) ve Ali Karaca, “ Türkiye’de Ermeniler...”, 114, 128-134. 33. BOA., Babıali Evrak Odası (BEO), 326758 |
Tarih: 18:41, 18/5/2006 Kategori: AkilveBilim |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Atatürk 'e Atfedilen Ermeni İddiaları
Şenol KANTARCI
Dr.; Ermeni Araştırmaları Enstitüsü, Ankara- Atatürk Üniversitesi, Erzurum
“Ermeni meselesi denilen ve Ermeni milletinin gerçek çıkarlarından ziyade dünya kapitalistlerinin ekonomik çıkarlarına göre halledilmek istenen mesele, Kars Antlaşması’yla en doğru çözüm şeklini buldu. Asırlardan beri dostane yaşayan iki çalışkan halkın dostluk bağları memnuniyetle tekrar kuruldu.”
Mustafa Kemal Atatürk
1 Mart 1922-TBMM Üçüncü Toplanma Yılı Açış Konuşması
GİRİŞ
Yazar çalışmasında, Ermeniler ve Ermeni yanlısı bir çok kalemin Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e yönelik olarak ortaya attıkları birtakım iddiaların doğruluğu-yanlışlığı ve bilimsel olup olmadıkları üzerine bir araştırmayı amaçlamıştır.
Araştırma yöntemi olarak öncelikle Atatürk’e yönelik iddialar tespit edilmiştir. Bu aşamadan sonra tespit edilen iddialara karşı tez olabilecek veya bahsi geçen iddiaları destekleyecek materyallerin araştırma safhasına geçilmiştir.
Yapılan kaynak taramasından sonra konu ile ilgili olabilecek ana materyallerin araştırmasına geçilmiş bunun için arşiv ve kütüphanelerde çalışmalar yapılmıştır. Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi’nde konuyla doğrudan ilgili orijinal belgelere ulaşılmıştır. Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi Zabıt Cerideleri ortaya atılan bir takım iddiaların doğru olup olmadıklarını öğrenmek için incelenmiş ve sonuçları bu çalışmada sunulmuştur.
Araştırmada ortaya çıkan ana bulgularda, Atatürk’e yönelik bir çok iddia olmasına rağmen bu iddiaların tutarsız olduğudur.
ATATÜRK’E ATFEDİLEN ERMENİ İDDİALARI
Atatürk’e Yönelik Birinci İddia
Atatürk’e yönelik iddialar, Ermeniler tarafından değişik platformlarda sık sık dile getirilmiş ve bunlar propaganda amacıyla ortaya atılmıştır.(-maktadır.) Konu hakkındaki ilk hata veya kasıt, Paul du Veou adlı Fransız yazarın 1938 yılında Paris’te yayınladığı “Lé Désastre d’ Alexandrette, 1934-1938” adlı kitabının 121.ve 122. sayfasının dipnotuna koyduğu ifadeden kaynaklanmıştır. (1) Paul du Veou’ya göre Mustafa Kemal 27 Ocak 1920 tarihinde İstanbul’da Divan-ı Harb-i Örfi de şahitlik yapmış ve bu şahitliğinde Türklerin Ermenileri katlettiğini söylemiştir.(2)
Fransız yazar Paul du Véou, bahsi geçen alıntıyı muhtemelen İstanbul’un işgalde bulunduğu yıl olan 1919-1920’de İtilaf devletlerinin denetiminde Ermenilerce Fransızca olarak çıkartılan Le Bosphore ve La Renaissance gazetelerinde “Déclaration de Mustafa Kemal” ismiyle yayınlanmış olan gerçek dışı haberden etkilenerek ve doğru olup olmadığını tahkik etmeden alarak kitabının dipnotuna koymuştur.(3)
Paul du Véou’nun kullandığı dipnotu daha sonra Ermeni papazı Jean Naslian da kullanmıştır.(4)
“‘Hiçbir zaman ellerini kana bulamamakla iftihar eden Mustafa Kemâl, suçu birkaç kişiye yükleyerek 28 Ocak’ta divan-ı harb’de aşağıdaki itirafta bulunmuştur’ diyen Naslian, Mustafa Kemal’i daha sonra kurulacak mahkeme üyesi olan ve gaddarlığından dolayı ‘Nemrud Mustafa’ (5) ismiyle veya ‘Nemrud Mustafa Paşa Divan-ı Harbi’ adıyla anılan ‘Süleymaniyeli Mustafa Paşa’yla da karıştırmıştır. Adı geçen Papaz’ın kitabı basılmadan önce durumu öğrenip söz konusu ifadenin bir hata olduğu kendisine yine bir Ermeni yazarı, Guerguerian, tarafından ihtar edilmiş ve kitaptan çıkarılması gerektiği bildirilmişse de, bu yapılmamıştır.
“Benzer hatalar, bir yıl farkla yani 27 Şubat 1919 veya 28 Ocak 1920 tarihli olarak daha bir çok Ermeni yazar tarafından tekrarlanmıştır.
“...Yukarıda zikrettiğimiz Guergian’dan sonra yine bir Ermeni yazar, James Tashjian da, yazdığı makalesinde ‘Nemrud Mustafa’ ile Mustafa Kemal Atatürk’ün Ermeni yazarlarınca karıştırıldığını ve bu hata üzerinde ısrar edildiğini belirtmiştir. Yine New York’ta oturan bir Amerikalı Papaz’da 1967’de Beyrut’ta yayınlanmış olan Massis haftalığında bu yanlışlığı düzeltici bir makale yayınlamıştır.”
İddia edilen İstanbul’daki bu mahkeme şahitliğini çürüten en önemli bir diğer nokta ise, Mustafa Kemal Atatürk’ün, 27 Ocak 1920’de Ankara’da olmasıdır. Yani teknik açıdan dahi Mustafa Kemal’in İstanbul’da bu mahkemede ifade vermesi imkânsızdır(6). Mustafa Kemal’e atfedilen bu iddiayı çürüten bir diğer husus ise Mustafa Kemal’in şâhitlik yaptığı iddia edilen 27 Ocak 1920’de adı geçen Divan-ı Harb’in kurulmamış olmasıdır. Mustafa Kemal 27 Ocak 1920’de yukarıda da ifade edildiği üzere bir çok kişi ile birlikte Ankara’dadır.(7)
Atatürk’e Yönelik İkinci İddia
Mustafa Kemal’e atfedilen diğer bir husus ise güya 1926 yılında Los Angeles Examiner gazetesine verdiği demeçtir. Bu konu Ermeniler tarafından değişik yerlerde, yayınlarında tekrarlanmış hatta Ermeni lobisi tarafından ABD Kongresine taşınmış ve bir propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Örneğin 1985 yılında ABD Temsilciler Meclisi’ndeki konuşmasında T. M. Ü. Lehman, Atatürk’ün soy kırımın meydana geldiğini kabul ettiğini hatta diğer Türklerce de kabul edilmesi gerektiğini söylediğini belirtmiştir. (8) Benzer bir diğer konuşma ise ABD Senatosunda Senatör Levin tarafından 1994 yılında yapılmıştır. (9) Oysa adı geçen röportajın tamamıyla düzmece olduğu Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Türkkaya Ataöv tarafından hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde Another Falsification “Statement” (1926) Wrongly Atributed to M. Kemal Atatürk (Ankara: Sistem Ofset, 1988) adlı eserde kanıtlanmıştır.
Prof. Dr. Ataöv’ün eserinde belirttiği gibi, Atatürk böyle bir beyanatı vermemiştir. Zira:
1. Atatürk’ün tüm söylev ve demeçleri birden fazla sayıdaki resmi ve yarı-resmi statüdeki yayınlarca kayıt edilmiştir. Bunlar arasında adı geçen gazetedeki demeç bulunmamaktadır.
2. Atatürk’ün demeç verdiği öne sürülen Hilderband adlı İsviçreli gazetecinin Türkiye’ye geldiğine dair bir kayıt olmadığı gibi, İsviçre resmi makamlarınca verilen belgelerde bu isimde birinin var olduğuna ilişkin herhangi bir ize rastlanmamıştır .
3. Atatürk’ün başka yabancı basın kuruluşlarına verdiği demeçler yukarıda anılan gazetenin iddia ettiklerinin tam tersine bilgiler içermektedir.
4. Adı geçen yayın bahse konu olan olayla ilgili olarak birçok kişi ve yer isimleriyle tarih hataları içermektedir.(10)
Atatürk’e Yönelik Üçüncü İddia
8 Ekim 2000 tarihli Yeni Bin yıl gazetesinde ortaya atılan bir diğer Ermeni iddiasında ise Mustafa Kemal Atatürk’ün 24 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı konuşmada, Jön Türk liderlerinin soy kırım politikalarını kınadığı (11) belirtilmiştir. TBMM’nin açılışının ertesi yani 24 Nisan 1924 Cumartesi günü Mecliste beş (5) celseli bir oturum yapılmış ve bu oturumda Mustafa Kemal Paşa sadece beşinci celsede konuşma yapmamış, diğer ilk dört celsede kürsüye çıkarak uzun konuşmalar yapmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın konuşma yaptığı ilk üç celse açık görüşmeler şeklinde olmuş, dördüncü celse ise gizli olarak yapılmıştır.
Mustafa Kemal Paşa yaptığı oldukça uzun konuşmalarında Mondros’tan 1920 yılı Nisan ayına kadar gelişen olayların (siyasi, askeri) genel bir değerlendirmesini yapmıştır.
Bu oturumda yapılan açık ve gizli celselerde, Mustafa Kemal Paşa’nın bütün konuşmaları çok dikkatli bir şekilde tetkik edilmiş ancak, 8 Ekim 2000 tarihli Yeni Bin Yıl gazetesinde bahsedilen şekliyle hiçbir cümleye rastlanmamış, hatta tam aksine Mustafa Kemal Paşa’nın İttihat ve Terakki düşmanlığı yapılmasını doğru görmediğine dair sözler sarfettiği, Ermeniler ve Ermeni sorunu ile ilgili olarak da aşağıda verilen beyanatları açıkladığı görülmüştür.
Cemal Paşa tarafından kendisine çekilen telgrafı okuduktan sonra bu telgrafa yazdığı cevabı Meclis kürsüsünden okuyan Mustafa Kemal Paşa, İttihatçılık ve İttihatçılar hakkındaki görüşünü şöyle ifade etmiştir:
“Biz anasırı Gayrimüslime ile İtilaf Hükûmetinin makasıdı siyasiye tahtında gördükleri alelitlak İttihatçılık düşmanlığını esas itibariyle doğru görmüyoruz. Sadece devleti memleketi harabeye çeviren suistimal sahiplerine karşıyız.” (12)
Zaten 24 Nisan 1920 tarihli Mustafa Kemal Paşa’nın konuşmaları çok sıkı bir şekilde tetkik edildiğinde de iddia edilen konuşmayı yapmadığı, aksine konuyla ilgili dikkat çekici açıklamalar yaptığı tespit edilmiştir.
Atatürk’e Atfedilen Yeni Bir İddia
Avrupa Parlamentosu’nun Dış İlişkiler Komitesi’nin 22 Kasım 2001 tarihinde açıklamış olduğu tasarısında (13) Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği adaylığı ile ilgili olarak şu açıklama yapılmıştır:
“Türkiye’nin AB üyeliği adaylığı, birliğe bölgede çatışmalar konusunda Türkiye’nin esnekliğini artırmasını garanti eden özellikle Ermenistan açısından özel fırsatlar ve nedenler sunmaktadır. Bu hem sınırın kapanması hem de 1915 soy kırımına bakışı açısından böyledir. Ermeni soy kırımının Avrupa Parlamentosu ve bazı üye ülkeler tarafından tanınması ve Türkiye’deki rejimin Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra soy kırımdan sorumlu olanlardan bazılarını ağır bir şekilde cezalandırması Avrupa Birliği’ne sorunun ele alınması için 1915 Ermeni soy kırımı ile ilgili uluslar arası çok taraflı tarihçilerin bir araya geleceği bir oluşumun kurulması gibi yapıcı önlemler sunmasına imkân tanımaktadır.”(14)
Avrupa Parlamentosu’nun bahsi geçen “Draft” taslağında yukarıda verilen paragrafına ise şöyle bir dipnot düşülmüştür:
“Soy kırımın tanınması talebi, çoğunlukla Ermeni politikacılar tarafından yapılmaktadır. Bildirildiği üzere Kemal Atatürk 10 Nisan 1921’de TBMM’de yaptığı konuşmada Jön Türkler rejiminin Birinci Dünya Savaşı’nda Ermenilere karşı soy kırım yaptığını söylemiştir...” (15)
Atatürk’ün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde böyle bir konuşma yapması imkânsızdır.
2. IV. 1337 (2 Nisan 1921) ile 30. IV. 1337 (30 Nisan 1921) tarihleri arasında TBMM’nde on üç (13) oturum yapılmıştır. 1921 yılı Nisan ayı içerisinde TBMM’de yapılan bütün oturumlar TBMM Zabıt Ceridelerinden okunmuş ve bu oturumların hiç birisinde-gizli oturumlar da dahil olmak üzere- TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa’nın bulunmadığı tespit edilmiş, dolayısıyla da konuşma yapmadığı görülmüştür. (16)
Yapılan inceleme sonucunda sadece 21. IV. 1337 tarihli 23. İçtima’ın (oturum) 4. Celsesinde Mustafa Kemal Paşa’nın 5/2685 numaralı 3. XI. 1336 tarihli “Vilâyatı müstahlasa ahalisine verilmiş olan tohumluk zehairin affı” hakkında kanun lâhiyası gıyabında okunmuş (17) ve yine 28. 4. 1337 tarihli 26. İçtima’ın 2. celsesinde Mustafa Kemal Paşa’nın 27. IV. 1337 tarihli “Âzayi Kiramdan bâzılarına mezuniyet itasına dair Divanı Riyaset Kararı”nın okunduğu (18) tespit edilmiş, Ermeni-Ermenistan konularında herhangi bir beyanatın olmadığı görülmüştür.
Avrupa Parlamentosunun böyle bir yanlış beyanı araştırıp incelemeden her ne kadar taslak rapor dahi olsa resmi kayıtlarına geçirmesi bir bakıma yadırganacak bir hadise de değildir. Aynı durum ABD Parlamentosunda da sık aralıklarla kasıtlı olarak Ermeni Lobisi tarafından yapılmaktadır. Örneğin, gazete de çıkmış bir haber, doğruluğu araştırılmadan Kongreye sunulmakta ve ısrarla kayıtlara geçirilmesi istenmektedir. (19) Sonra ki yıllarda ise kayıtlara geçirilen bu haberler, resmî kongre belgesi olarak Ermeni propagandacıları tarafından “kaynak ‘Kongre Zabıtlarıdır!’” diyerek kullanılmıştır (-maktadır).
Konuya, Ermeniler tarafından itham altında tutulan Mustafa Kemal Atatürk, kendi imzasıyla yayınladığı Büyük Nutku’nda şöyle cevap vermiştir.
“Efendiler, yapılmış olan teklifin ne derece yersiz olduğu hususunda bir fikir verebilmek için, biz de o günlerle ilgili bazı durumları hatırlayalım. Şüphe edilmemek gerekirdi ki, Ermeni katliâmı konusundaki sözler, gerçeğe uygun değildi. Aksine, güney bölgelerinde, yabancı kuvvetler tarafından silâhlandırılan Ermeniler, gördükleri koruyuculuktan cür’et alarak bulundukları yerlerdeki Müslümanlara saldırmakta idiler. İntikam düşüncesiyle her tarafta insafsız bir şekilde öldürme ve yok etme siyaseti gütmekte idiler. Maraş’taki feci olay bu yüzden çıkmıştı. Yabancı kuvvetleri ile birleşen Ermeniler, top ve makineli tüfeklerle Maraş gibi eski bir Müslüman şehrini yerle bir etmişlerdi. Binlerce çaresiz ve suçsuz ana ve çocukları işkenceyle öldürmüşlerdi. Tarihte bir benzeri görülmemiş olan bu vahşeti yapan Ermenilerdi. Müslümanlar yalnız namuslarını ve canlarını korumak için karşı koymuş ve kendilerini savunmuşlardı. Yirmi gün süren Maraş katliamında, Müslümanlarla birlikte şehirde kalan Amerikalıların, bu olay hakkında İstanbul’daki temsilcilerine çektikleri telgraf, bu faciayı yaratanları, yalanlanamayacak bir şekilde ortaya koymakta idi.
Adana ili içindeki Müslümanlar, tepeden tırnağa kadar silâhlandırılmış olan Ermenilerin süngülerinin baskısı altında her dakika öldürülmek tehlikesi ile karşı karşıya bulunuyorlardı. Canlarının ve bağımsızlıklarının korunmasından başka bir şey istemeyen Müslümanlara karşı uygulanan bu zulüm ve yok etmek politikası, medenî insanlığın dikkatini çekecek ve onları insafa getirecek nitelikte iken, aksinin yapıldığını iddia ederek ondan vazgeçilmesini isteme gibi bir teklif nasıl ciddi olarak kabul edilebilirdi?” (20)
Atatürk, olayı sadece sözde bırakmamış Cumhurbaşkanı olduğu dönemde de fiiliyatıyla söylemlerini pekiştirici faaliyetler yapmıştır. Şöyle ki, işgal döneminde İngilizlerin baskısıyla Osmanlı Hükûmeti tarafından kurulan Divan-ı Harbi Örfi’lerde masum oldukları halde idam edilmiş olanların ve Ermeni teröristlerce şehit edilenlerin geride kalan aile fertlerine Atatürk, Cumhurbaşkanlığı sırasında sahip çıkmış, onlara ev vermiş ve maaş bağlatmıştır. (21)
1. Azmi Süslü, Ermeniler ve 1915 Tehcir Olayı, Ankara, 1990, s.154-155.
2. Paul du Véou, Lé Désastre d’ Alexandrette 1934-1938, Paris, 1938, s.121-122.
3. Paul du Véou’nun Lé Désastre d’ Alexandrette, 1934-1938 adlı kitabının 121. ve 122. sayfalarının fotokopisi bu çalışmada ekler kısmında verilmiştir.
4. Süslü, Ermeniler ve 1915 ....., s.155-156.
5. “Nemrud” lakaplı bu kişinin bir diğer lakabı da “Kürd Mustafa Paşa”dır. Bunun için bkz. Osman Selim Kocahanoğlu, İttihat-Terakki’nin Sorgulanması veYargılanması, İstanbul, 1998, s.41; Altan Deliorman, Türklere Karşı Ermeni Komitecileri, İstanbul, 1973, s. 229.
6. Bunun için bkz. Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, Çev. Cemal Köprülü, Ankara, 1986, s. 148-156.
7. Süslü, Ermeniler ve 1915 ....., s. 156.
8. U.S. Congressional Record, 12 December, 1985.
9. U.S. Congressional Record, April19, 1994, s. S4461.
10. Türkkaya Ataöv, Another Falsification “Statement” (1926) Wrongly Atributed to M. Kemal Atatürk, Ankara, 1988, s.3-17.
11. Yeni Bin Yıl, 8 Ekim 2000.
12. TBMM Zabıt Ceridesi, C. 1., s. 20.
13. European Parliament, Draft Report, 22 November 2001. (Rapor’un aslı için bkz. Ekler bölümüne)
14. European Parliament, Draft Report, 22 November 2001.
15. European Parliament, Draft Report, 22 November 2001. Verilen dipnotun devamı şöyledir: “Cumhurbaşkanı Koçaryan da Türkiye’nin soy kırımı tanımasını talep etmektedir. Bu iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesi açısından olmazsa olmaz koşulu değildir” (European Parliament, Draft Report, 22 November 2001.)
16. TBMM Zabıt Ceridesi, C. 9-10.
17. TBMM Zabıt Ceridesi, C. 10., s. 60.
18. TBMM Zabıt Ceridesi, C. 10., s. 134.
19. Bunun çok açık bir örneği için bkz. Şenol Kantarcı, “Ermeni Sorunu: Ezilmiş Millet Kimliğiyle Meselenin Psikolojik Boyutu”, Yeni Türkiye: Ermeni Sorunu Özel Sayısı, I, Sa:37 (Ocak-Şubat 2001), s. 518-519.
20. Kemal Atatürk, Nutuk, Haz: Zeynep Korkmaz, Ankara, 2000, s. 260-261. 21. Konuyla ilgili Atatürk imzalı arşiv belgeleri aşağıda verilmiştir. |
Tarih: 18:36, 18/5/2006 Kategori: AkilveBilim |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|